Bir Sokak Kedisine…

Sözcükler öylesine zor biraraya geliyorlar ki böyle zamanlarda, oysa nasıl da dost görünürlerdi önceleri.
Zaman, seni benden her dakika biraz daha uzaklaştıran zaman, akıp geçiyor yine pervasızca. Yüzlerce soru işareti geçiyor gözlerimin önünden, ağlıyorum… Bir büyük şehrin birbirine yabancı insanlarının arasında bir sokak kedisi kadar yalnızım. Ansızın küçük bir kuş havalanıyor penceremin önünden, umutsuz devinimlerle kanatlarını çırparak gökyüzüne. Olanca gerçekliğiyle hüzün beliriyor sokak kedilerinin gözlerinde, sen yoksun artık…

Betondan yapıları, asfalt yolları, kirli sarı ışıklı sokak lambalarıyla bir şehir susuyor ansızın. Herşey birdenbire anlamını yitiriyor, bir yıldız daha kayıyor gökyüzünden… Söylenmemiş sözcüklerin, yaşanmamış anların ağırlığı biraz daha fazla hissediliyor, biraz daha güçleşiyor herşeye rağmen gülümsemek.

Düşününce, öylesine kısacık anlara sıkıştırmışız ki mutlulukları, geriye dönüp baktığımızda belirsiz, silik yerleşimlerini görebiliyoruz ancak benliğimizde. Oysa sen sessizce ayrılırken sokak kedilerinin arasından, adını hiçbir zaman koyamadığım birşeyleri daha götürüyorsun kendinle birlikte ve hayatımdan eksilen her sözcükte biraz daha yaklaşıyorum o hep merak ettiğimiz sona. Gökyüzünden kayıp giden her yıldızda biraz daha zorlaşıyor sözcükleri biraraya getirmek…
Evet, bir adım daha yaklaştık uçurumun eşiğine, biraz daha kısaldı yol, bir tane daha azaldı hayatımızdaki sözcükler, bir parça daha eksildi içimizdeki resimden, biraz daha karardı gökyüzü ve biraz daha kolay artık ölüm, sen yoksun artık……

Bir bilsen, seni ne çok özlüyorum. Oysa bir gün bile olmadı daha senden ayrılalı, bu şehri terk edip gitmiş bile değilsin henüz…

Sözcükler – Söylenmemiş sözcüklerin ağır yükünü taşıdık hep, istediğimiz gibi olamadık hiç. Bir türlü kurtulamadık korkularımızın ve çelişkilerimizin boyunduruğundan –, sayılar – Sahi kaç gün kaldı gitmene ? –, sesler – Çığlık çığlığa martılar uçuyor çatıların üstünden, ama sokak kedileri ağlamıyor artık, çünkü onları görmüyorum. Sanki bütün sokak kedilerini de alıp götürüyorsun giderken. – kokular – Sahilde yosun kokuları… Biliyor musun kedi ? Bir tepenin üzerinden denizi seyredemeyeceksin gittiğin yerde. – imgeler – Sanki hiç gitmemişsin gibi içimde taşıyorum seni. Öylesine benimsemişim ki sevgini, asla inanmıyorum gidişine. Sanki hala benim kedimsin, sanki hiçbirşey değişmedi, bunu o kadar istiyorum ki… – şarkılar – Hepsi birbirine benziyor. –, konuşmalar – Çoğu kez pervasızca, boş yere sarf ettiğimiz sözcükler bütünü. Ne kadar da anlamsız geliyor şimdi ! –,bir şehrin gürültüsü – O muhteşem geçmişiyle İstanbul can çekişiyor artık. Martılar bile uçup gidiyorlar. Yalnızca hüzün ve gözyaşı var artık. , aşklar – Hayır, ben aşka inanmıyorum. –, ayrılıklar, ansızın duyumsadığımız bir burukluk, bütün umutsuzlukların arasında kısa süreliğine de olsa yaşanan çocuksu bir sevinç, mutluluk, hala bitmek tükenmek bilmeyen bir umutla gökyüzüne kanat çırpan güvercinler ve martı ölüleri denizde – Yine de insanlar kadar ürkütmüyor deniz. – boşalmış içki şişeleri, sigara izmaritleri, her gün daha da kararan gökyüzü, uykusuz geceler, zorlu sabahlar, yıllardır süren bir garip devinim, nedense hala yıkılamamış kahrolası bir düzen, grevdeki işçiler, hergün birkaçı daha öldürülen, çoğu ne için savaştığını bile bilmeyen militanlar – Yaşasın kahraman Türk polisi ! – bir türlü paylaşılamayan Ortaköy Meydanı, hep yorgun konuklarıyla balık pazarı, geceleri fahişeler sokaklarda ve fonda ezan sesiyle Beyoğlu, yıllardır hiç değişmeyen belki de tek yer ; Çiçek Pasajı…, durmaksızın dolup boşalan bardaklar ve hep birşeylerden yakınan insanlar – Öylesine yorulmuşuz ki yaşamaktan. –, yeni ama eski kaldırımlarıyla, heybetli taş yapılarıyla, bugün bir demir yığınından başka birşey ifade etmeyen nostaljik (???) tramvayıyla İstiklal Caddesi, hala ışıl ışıl Boğaz Köprüsü, balıkçı motorları, o eski, mağrur duruşuyla Galata Köprüsü’nün bir buğulu hayali gözlerimizde – Sevdiğimiz şeyleri neden kaybediyoruz hep ? -, çiçekçileri ve falcılarıyla Kadıköy İskelesi, Akmar Pasajı, hiç kesilmeyen bir müzik, Beatles, umarsız insanlar, sevgililer – Sen neden yoksun ? –, çay bahçeleri, dilenciler, ara sıra esen bir rüzgar, sallanan yapraklar, kalın gövdeli, yorgun bir çınar – Belli ki tükenmiş artık. –, mutluluğun ve hüznün birlikte yaşandığı yer ; Haydarpaşa, hep birilerini alıp götüren yaşlı vagonlar, gazeteciler, taksi şöförleri, elinde çiçeklerle küçük bir çocuk, gözü yaşlı bir kadın, içeriye dolan deniz kokusu, umutlu bir bekleyiş – çoğu kez hayal kırıklığı –, gökyüzünde yıldızlar, geceyi aydınlatan dolunay, penceremden odama düşen ışık demeti, masamda hergün daha da solan, silikleşen bir resim, eski, buğulu görüntüler, akıp giden zaman, hiçbir zaman yaşanamamış mutluluklar, bir kırgınlık, geçen yıllara bir sitem belli belirsiz, durdurulamayan gözyaşları, sahte gülümsemeler, maskeler, ukala bir çocuk, kaybedilmiş bir savaş, hiç bitmeyen çelişkileri, ara sıra, iz bırakmayan, kısa mutluluklarıyla yaşam benim için hiçbir anlam taşımıyor artık……

Neden gittin kedi ?……

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s