Nereye Kadar ?

Düşüncelerimde yüzlerce soru işareti, gözlerim tavana çakılı… Ağır bir sigara dumanının yılların çelişkisini örttüğü – ya da öyle sandığımız – bir odada zaman zaman çalan telefonun bozduğu derin sessizlik, garip bir sonsuzluk duygusu…
Yalnızlığın ve hüznün betimlenmesi ; cama vuran yağmur, boş sokaklar, ürkütücü bir sessizlikte ara sıra bir coşku belli belirsiz…
Kimbilir kaçıncı kez yinelenen sorular, o kaçıp gitme isteğinin dayanılmaz dürtüsü yeniden. Bir garip boşluğun tam ortasında, yılların ağır yükü üzerimizde. Sözcükler öylesine anlamsız, kavramlar öylesine değersiz ve biz öylesine yalnızız ki bu acımasız devranda…

Her yalanın biraz daha tükettiği, her yıkılışın biraz daha kaybettiği benliğimizde ümitsiz çırpınışlar görebiliyoruz artık yalnızca ve bütün bu tüketilmiş sevgilerin – belki de hiç yoktu sevgi – çırılçıplak gerçekliğinde hala birşeylere gülebiliyor insanlar. Hatta ağlıyoruz bile bazen, şaşarak akan gözyaşlarımıza… Hala bitmek tükenmek bilmeyen bir ümidi besleyebiliyoruz içimizde. Hala savaşabiliyoruz herşeye rağmen. Peki ama zamanın ve mekanın öldüren tutsaklığında, hep yapılması – ya da yapılmaması – gereken birşeylerin yıpratan sınırlayıcılığında, çıkmaz bir yolun, bir kısırdöngünün, düşünsel bir girdabın içinde anlamsız umutları küçük sevinçlere, anlık mutluluklara dönüştürmeye çabalayarak daha ne kadar sürdürebiliriz ?
Bir sevgi daha ne kadar yaşatılabilir, nereye kadar taşınabilir umut ?…

Hep bitmeyen acıların somut gerçekliğinde, yalan sevgilerin düşsel mutluluklarında, baştan kaybedilmiş bir savaştı belki de sürdürdüğümüz yıllardır, belki de hiçbir zaman inanmak istemedik… Belki de hiçbir zaman kabullenemediğimizden yenilgiyi, hep bir başka maskenin ardına gizledik kendimizi…

Çözüm gerçekten kaçışlarda mıydı, yoksa hep bir düşkırıklığıyla özdeş yaz gecelerinin önleyemediğimiz dürtüsü müydü bizi kaçışlara iten ? Yoksa hiçbir zaman silemediğimiz o eski görüntüler miydi seneler sonra bizi tutsak eden yalnızlıklara ?…
Bütün bu yaşanmışlıkları belki de hiçbir zaman yıkamadık, belki de hala imkansızdır bu paramparça anılar toplamının üzerine yeni bir yaşam kurmak. Belki de hiç yaşamadık, binlerce yıldır çözülememiş bu karmaşık döngüde ne yapıyoruz kendi rolümüzü oynamaktan başka ?…

Bilmiyorum… Bu sorular öylesine çoğaldı ve sözcükler öylesine azaldı ki artık…

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s