Birileri Birşeyler Konuşuyordu Hep…

Gün yavaş yavaş ağarmaya başlamış, insanlar, herşeye rağmen ayakta, herşeye rağmen umutlu insanlar dondurucu soğua meydan okurcasına dökülmüşlerdi sokaklara. Şubat’ın ortasına gelinmişti ve bir aydır süren bu korkunç soğuk kolay kolay bırakmayacağa benziyordu bu kalabalık şehrin yorgun insanlarının yakasını.
Sanki şehrin bitmeyen pisliğini örtmek istermiş gibi büyük bir inatla yağan karın o gece nelere sahne olacağını hiç bilmeden uyandı ve penceresinden dışarı şöyle bir göz attı çocuk. Kirlenmeden kalmayı başarabilen tek şeyin kar taneleri olduğunu düşündü bir an… Bir de sevgi vardı… Peki ama o neden hiç bulamamıştı sevgiyi ?
Herneyse, bunları düşünmenin hiç de sırası değildi şimdi. ‘Sen sus’ dedi içindeki kötü çocuğa, bugün benimle birlikte gelmiyorsun. ‘İyi yaptım’ dedi sonra içindeki iyi çocuk sesiyle. Böyle bir günde onu yanıma alamazdım herhalde… Hem bugüne dek sahip olduğu birçok şeyi onun yüzünden kaybetmemiş miydi ? Bu günü de mahvetmesine göz yumamazdı. Onu evde bırakmakla çok iyi yapıyorum diye düşündü tekrar. Bugün çok güzel bir gün olacak…

Sonra giyindi, kendine aynada şöyle bir çeki düzen verdi. Bugün herşey mükemmel olmalıydı. Oysa dışarda olanca şiddetiyle yağmaya devam ediyordu kar. Yollar şimdi nasıldı kimbilir. Neyse, daha çok zamanı vardı nasılsa. Penceresinden dışarı son bir kez baktı, bir tuhaflık vardı sanki. ‘Yine kuruntu yapıyorum’ diye düşündü. Tam kapıdan çıkarken durdu, gidip gitarına baktı. İçinde garip bir duygu vardı. Sanki… Sanki onu bir daha hiç göremeyecekmiş gibi…

İyi de bunları düşünmenin sırası mıydı şimdi ? ‘Senden hiçbir zaman kurtulamayacak mıyım ben ?’ diye sitem etti içindeki kötü çocuğa. Dışarı çıkarsam biraz düzelirim belki diye düşündü sonra. Alelacele kapıyı çarpıp dışarı çıktı. Kar olanca şiddetiyle yağmaya devam ediyordu. Biraz bekledikten sonra gelen otobüse bindi ve sanki hep kötü anılarla dolu olan o evden ve geride bıraktığı herşeyden kaçmak istercesine giderek uzaklaştı çocuk çelişik yaşantısından…
Bunun bir çözüm olmadığını, yalnızca bir günlük bir kaçış olduğunu o da biliyordu ama bir günlüğüne bile olsa öylesine ihtiyacı vardı ki mutlu olmaya…

Otobüsten indiğinde saatin henüz çok erken olduğunu fark etti. Onunla buluşmasına daha yarım saatten fazla zaman vardı. Neyse, o kadar da önemli değildi, sağda solda oyalanırdı nasılsa. Yürümeye başladı… Caddenin sonuna geldiğindeyse yarım saat çoktan geçmişti bile. Birden saatine baktı, endişeyle kızdı kendine. Dolaşırken zamanı unutmuştu işte. Hızla aksi yönde yürümeye başladı. Acaba gelmiş miydi, acaba ona kızar mıydı beklettiği için ? Kafası karmakarışık duygularla dolu olarak pasajın önüne geldiğinde henüz on dakika geçmişti buluşacakları saatin üzerinden. Gözleri telaşla onu aradı. Gitmiş miydi yoksa ?
Pasaja girdi, endişeyle çevresine bakındı. Hayır, yoktu… Biraz bekleyip gitmişti herhalde. Kızgınlığı ve hüznü aynı anda hissetti ansızın. Yine yapacağını yapmış, herşeyi yüzüne gözüne bulaştırmıştı işte… Neden hiçbirşeyi doğru düzgün yapamıyordu sanki ? Bir anda bütün keyfi kaçmıştı. Cebinden sigara paketini çıkardı, içinden bir tane aldı. Tam yakacağı sırada bir ses duydu ; ‘Sen sigarayı bırakmamış mıydın ?’ Başını kaldırdı, gözlerine inanamadı bir an. Evet, oydu. Bütün güzelliğiyle karşısındaydı işte. Aklından geçen onca sözcüğe karşın merhaba diyebildi yalnızca. Merhaba dedi kız. ‘Çok beklettim mi ?’ Hayır hayır, önemli değildi. O da yeni gelmişti zaten…

Yürümeye başladılar. Biraz ilerledikten sonra, hiç konuşmadıkları halde ikisi de sanki önceden kararlaştırmışlar gibi aynı sokağa saptılar ve o ilk tanıştıkları gün gittikleri kafenin kapısından içeri girdiler…
İçerde hemen hemen hiç yer yok gibiydi. Yukarı çıktılar. Boş olan tek masaya, çocuğun çok sevdiği o pencere kenarındakine oturdular.
Bir süre hiç konuşmadılar… Garson gelip bu anlamlı sessizliği pervasız girişiyle bozana kadar ; ‘Hoşgeldiniz, ne alırdınız ?…’
Ben birşey istemiyorum, teşekkür ederim.’ dedi kız, yüzünde yapmacık bir gülümsemeyle. ‘Şimdilik birşey almayalım, daha sonra söyleriz.’ diyerek garsonu başından savdı çocuk. ‘Bugün yine gevezeliğin üstünde.’ dedi sonra kıza dönerek. Kız hafifçe başını kaldırdı. Dudaklarında zorlukla oluşturmaya çalıştığı tebessüm ve gözlerinde donuk bir ifadeyle konuşmaları gerektiğini söyledi. ‘Zaten konuşmuyor muyuz ?’ gibi, yersizliğini söyledikten sonra fark ettiği bir laf ederek ortamı biraz olsun yumuşatmaya çalıştı çocuk. Oysa kız onun söylediklerini duymamıştı bile… Bakışlarını sürekli çocuğun bakışlarından kaçırmaya çalışarak konuşmaya başladı…

‘Bunları sana nasıl anlatabilirim, bilmiyorum. Aslında önce herşeyi telefonda söylemeyi düşünüyordum ama sonra seni görmem gerektiğine karar verdim… Bak, hayatındaki bunca şeyin arasında benimle bu kadar ilgilenmen beni çok mutlu etti. Ben sana ne o kadar tatlı sözler söyleyebiliyorum, ne de zaman ayırabiliyorum. Hiçbir zaman senin istediğin gibi ve senin istediğin kadar seni sevemediğimi biliyorum fakat ne yapabilirim ki ?… Ama inan, benim için çok değerlisin. Seni birçok insandan üstün tutuyorum…
Biliyorsun ya, ben garip bir dönemimdeyim. Hani anlarsın ya… Bak, seninle ciddi bir ilişki düşünemiyorum, hatta kimseyle… Kimsenin sevgilim olmasını istemiyorum, birinin sevgilisi olmayı da…
Anla işte, sana aşık değilim artık……’

Çocuğun gözünden tek bir damla yaş süzüldü, çevresindeki herşeyin kararmaya başladığını ve kulaklarının uğuldadığını hissetti. Hiçbirşey duymuyor ve görmüyordu artık…
Kız o bir damla gözyaşını hiç fark etmeden konuşmasını sürdürdü…
‘Yapmam gereken bir sürü işim var burda. Dersler çok sıkı, çok aça çok çalışmam gerek. Hayat çok stresli, ailemle aramda yine sorunlar çıktı. Çok zor olduğunu biliyorum ama kendi hayatımı yaşamak istiyorum…
Bak, bir dost olarak ben istediğin zaman arayabilirsin ama yine de eskisi kadar sık konuşmayalım artık, olur mu ?……’

Çocuk birşeyler söylemek istedi… Yutkundu ama kelimeler boğazına düğümlenip kaldı… ‘Aslında kalmayı çok isterdim ama eve dönmek zorundayım.’ dedi kız. ‘Sonra görüşürüz, kendine çok iyi bak olur mu ? Unutma, hala dostuz…’
Çocuğun yanağına telaşlı bir öpücük kondurup kalktı ve merdivenlerden aşağıya indi. Kapıdan çıktığındaysa çocuk donuk gözlerle aynı noktaya bakıyordu hala. Uzunca bir süre öyle kaldıktan sonra garsonun ‘Bir isteğiniz var mıydı ?’ sözüyle irkildi. ‘Hayır, teşekkür ederim.’ dedi, ne dediğini hiç bilmeyerek… Masadan kalktı, merdivenlerden aşağıya indi. İnsanların tuhaf bakışlarına aldırmayarak dışarı çıktı. Yürümeye başladı, kar yağmaya devam ediyordu hala…

Evini, gitarını, ailesini, arkadaşlarını, O’nu, sevgiyi ve kar tanelerini düşündü. Sevgi de kirlenmişti ve temiz kalan tek şey kar taneleriydi artık…
Hava çok soğuktu. Bütün gün dolaştı sokaklarda. Ta ki yoruldu, ara sokaklardan birinde biraz dinlenmek için uzandı bir köşeye. Gözlerini yumdu ve hiç acı duymadı çocuk…

Kar üzerini tamamen örttüğünde hava aydınlanmak üzereydi. Oradan bir daha hiç kalkamadı. Masumiyetine inandığı tek şey olan kar taneleri, o gece çocuk yüreğinde kocaman sevgisiyle birlikte onu da gömmüşlerdi o daracık sokağa ve eskisi gibi masum dökülmüyorlardı artık gökyüzünden…

Evet, o gün 14 Şubat’tı ve birileri birşeyler konuşuyordu hep……

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s