Bir Akvaryum Balığının Öyküsü

Boğuk bir çığlık duyuyorum kulaklarımda. Karanlık bir gündüz duygusu gibi. Bir akvaryum balığının okyanusu tanıması gibi. Çünkü çok dalgasızdır bir akvaryum, ne kadar büyük olsa da balıkların yürekleri…
Oysa dağlarına yürünecek bir okyanustur onları bekleyen, belki de zamansız bir meltemin getirip önlerine bırakacağı yol ayrımında…
İşte çelişki de burda başlar zaten. Çünkü bütün o yapma bitkilerin, sahte kayaların ve parlak renkli çakıl taşlarının arasında mutludur aslında akvaryum balığı… Ve özgürdür rüyalarına girmeyen okyanusların gözlerini kamaştırmayan maviliğinde…
Yağmursuz ve yıldızsız bir gökyüzüdür onunki, belki hep aydınlık görünen, parlak neon ışıklarının altında…
Ne zamansız Nisan yağmurlarında çırılçıplak ağlayabilir balık, ne de sevdalanabilir bir uzak yıldızın tutkulu hayaline. O bütün bunları hiç bilmemiştir ki zaten… Seyrinizin karanlık zindanında terk edilmiş bir sürgün ve algınızın gürültülü kalabalığında bir derin sessizliktir akvaryum balığının yaşamı.
Ne acıdır ki, yaşamının temelini oluşturan bir yanılgı olsa da, mutludur balık.
Ama gözkapakları yoktur balıkların ve sizler gibi istedikleri zaman kapatamazlar gözlerini. Oysa yıldızsız da olsa gökyüzü, yakamoz haindir ve bir gece zamansız bir meltemin esintisine kapılıp, özgürlüğe doğru yüzer balık, hiç görmediği düşünün yüreğindeki yansısında…

Uzun ve soğuktur gece. Durmaksızın yüzer balık. Yorulmuştur… Tam vazgeçecekken, tam da ölümcül bir yılgınlık sarmışken bedenini, ince bir yosun kokusu duyar uzaklardan ve kaderini belki de tümüyle değiştirecek yol ayrımını hiç fark etmeden, düşlerine bile girmeyen o okyanusun hiç bilmediği derinliklerine doğru süzülüp gider balık…
Okyanus büyüktür, derindir, sanki sınırsızdır. Tarifsiz bir coşkuyla ürperir ve yeniden doğmuşcasına yüzer balık, bir deli özlemin ateşiyle…
Sonra korkunç bir gerçeğin apansız karşısına çıkmasıyla sarsılır ve bir büyük okyanusun uçsuz bucaksız derinliğinde yaşamını sorgular balık…..
Beynini delip geçen bir şimşeğin ışığında yıllarca ne büyük bir yanılsamayı yaşadığını ayrımsar birden. Parlak neon lambalarından üzerine yansıtılmış bir mutluluk ve ustaca kurgulanmış bir özgürlüktür yaşadığı yalnızca. Bütün o mutlu günler, neşeli devinimler, yapay olduğunu yeni anlayabildiği çalkantılar, ara sıra küçük kavgalar, kızgınlıklar, heyecanlar yalnızca kalın camların ardında tasarlanmış bir görüntüdür. Bir sürgündür aslında balığın özgürlüğü ve göğsünden vurulmuş kederli bir şiirdir artık mutluluğu.
Nereye kadar gidebilir ki yaralanmış bir şiir ?…

Şimdi yolunu kaybetmiş bir gezgin gibi ürkek, yalnız ve sahipsizdir. Sinsi bir soru işareti belirir bilincinin ufkunda. Peki öyleyse mutluluk nedir ve nerde başlar özgürlük ? Okyanusta bir damla olmak mı, okyanusta yüzebilmek mi, yoksa okyanus olabilmek mi özgürlük ? Peki ama okyanus da bir sürgünde değil mi aslında dünyanın algısında ? Bütün bu hırçın dalgalar, ortak yanılsamaların kurguladığı bir özgürlük tablosundan başka birşey değil ki…
Soru işareti büyür, büyür, büyür….. Yaralı ve yenik bir asker kadar yılgındır akvaryum balığı, bir çocuk gibi savunmasız… Kendini okyanusun serin sularına bırakır. Sınırlarını çizemediği, tanımlayamadığı bir büyüklüktür okyanus. Engin bir yalnızlık, bir sonsuz başıboşluk…
Ve bu adını koyamadığı sınırsızlığa ÖZGÜRLÜK der balık. İşte bu özgürlük !…

Yaşamında ilk kez özgürdür balık, daha önce hiç bilmediği, tanımadığı bir mavi sonsuzlukta kaybolup gitmiştir. Sonra uzaklarda bir yerde beyaz, parlak bir nokta görür, bir ışık demeti… Katran karası gecede inatçı bir ışık…
Ve ışığa doğru yüzmeye başlar. Nazlı bir aydınlıktır sanki uzaklarda ışıldayan, sanki yaklaştıkça uzaklaşır balık. Ara sıra yorulur, biraz dinlenmek için durduğunda ışığı yitirir. Endişelenir ama yine yüzmeye devam eder ve biraz sonra o nazlı ışık demeti belirir yine gecenin ardından, çivit mavisi bir umudun kapkara dalgaların üzerinden salınarak geçiği gibi…
Işık güçlüdür, acımasızdır. Gözleri kamaşır balığın ama durmaz ve öyle bir an gelir ki, gözleri artık görmez olur. İşte o an, gözlerinin algısında şekillenmeyen bir görüntüyü ayrımsar balık yüreğinin aynasında. Görmeyen gözlerinin ardında, yüreğinin derinliklerinde bir yerde ufka ulaşmıştır balık ve yakamozdur cilveli bir dilber misali, inancın ufkunda parıldayan… Önce silik ve sonra olanca güzelliğiyle ışıldayarak…
Küçük bir çocuğun kabına sığmayan heyecanını duyar yeniden ve karşısında duran bu tanımsız güzelliğe AŞK der balık. Aşk ki dansıdır bir nazlı ceylanın, kabaran dalgaların pervasızlığında…

Sonra düşünür ; okyanusu, sonsuzluğu, özgürlüğü, yakamozu, güzelliği, aşkı… Düşünce büyür, büyür, büyür ve sonra kırmızı bir martı, masmavi yağmur damlalarının yazdığı bir sözcüğü getirip bırakır kanatlarından, gecenin kara örtüsünün üzerine ; MUTLULUK

Ansızın kayan bir yıldızın aydınlığında, gökyüzünde beliren bir resmi fark eder balık. Mutluluk belli belirsiz yansısına şahit olabilmektir nazlı bir ışık demetinin, bir mavi sonsuzlukta…
Ve mutluluğu gerçekten tanımış olmanın mutluluğunu duyar balık, bunun tarifsiz yorgunluğunu… Ancak yorgunluğunun yaşamak gibi bir anlamı vardır artık. Hiçbiryere sığdıramadığı bir coşkuyla yüzer balık. Özgürdür, sevdalıdır ve mutludur… Lakin ne acıdır ki gece çabuk biter ve tabi düşler de. Gökyüzü yavaş ama kararlı adımlarla geceden güne yürür, acımasız bir aydınlık sarar ufku. Gökyüzündeki resim gitgide silikleşir, görünmez olur. Bir sis perdesinin içinden geçer balık ve gözlerinin önünde beliren görüntüyle sarsılır…

Akvaryumdadır ve düş sona ermiştir. Bütün bunların bir düş olduğunu, akvaryumda sonsuza dek sürgüne mahkum olduğunu anlar. Artık mutlu değildir, özgür de…
Evet, su aynı sudur belki ama sizin algınızın sınırlarının dışına çıkmıştır balık, seyrinizin sınırlarından hiç çıkmadan hem de, ve aynı balık değildir artık. Mutsuzdur… Sürgündür… Öylece yaşayıp gider. Anlamsız, tekdüze, gözünüze çarpmayan ama gitgide yavaşlayan, silikleşen devinimlerle…
Ve birgün olmayan gözkapaklarının ardında bir ölüme özlem duyar balık, ölümü ve özlemi hiç bilmeyerek…

Sürgüne mahkum edildiği teatral yaşamından onurlu bir şekilde ayrılır akvaryum balığı, yıllardır kalın camlar ardında süregelen bir oyunun son perdesini indirerek…
Sizin görebildiğiniz tek şey ise çakıltaşlarının üzerinde yatan bir balıktır. Ölü bir balık dersiniz. Ölü bir balık…

Ama eğer birgün kulaklarınızda boğuk bir çığlık duyarsanız, karanlık bir gündüz duygusu gibi, bilin ki o, bir akvaryum balığının onurlu haykırışlarıdır, bir isyanın çığlıkları…
Ve kendinize sorular sormaktan vazgeçin çünkü göğü yırtan o çığlıktadır bütün soruların cevabı…..

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s