Içinizdeki Umutsuzluğum Ben

Yine yağmurlu bir İstanbul akşamı. Yağmura ve bu kente aşık mıyım yoksa tutsak mıyım, ya da aslında her ikisi de aynı anlama mı geliyor, bilmiyorum. Ve her ne kadar soru işaretli ve bilmiyorum‘lu cümleler kurmaktan hoşlanmadığımı söylesem de, her ikisine de tutsağım aslında. Ya da aşık ? Kimbilir ?… Ancak yağmurlu İstanbul akşamlarında yazmak, benim için bir geleneğe dönüştü artık…

Sağanak bir yağmurun altında ölmeliyim. Alevlerin tam ortasında. Çığlık çığlığa… Bir isyan bayrağı gibi. Kentin ortasına bir yıldırım gibi düşen… Evet, böyle ölmeliyim işte. Hep benden beklediğiniz gibi…
Çünkü içinizdeki umutsuzluğum ben ! Hep yok saymaya çalıştığınız, görmek istemediğiniz, ansızın bir tokat gibi yüzünüze çarptığında yine de gözlerinizi kaçırdığınız… Yüreğinizdeki o ince sızıyım ben ! Hani o hepinizin içinde derinlerde bir yerde duran…

Yaşam herkesin yüreğine birgün o ince sızıyı bırakır mutlaka. Soluk alıp verdiğiniz sürece bundan kaçışınız yok. Birileri her nasılsa bir yerlerden yüreğinize girip, derinlerde küçücük bir çatlak bırakıp çıkıverirler. Ve sonra o çatlak ömrünüz boyunca öyle ince ince kanar ya…
İşte yüreğinizin o kanayan yeriyim ben !… Yaşamın yadsınamaz gerçeği…

Karanlık bir korkunun soluğuyum ben. Donuk gözlerdeki çaresizlik, şehrin ürkütücü kalabalığında derin bir yalnızlık… Evet, hepinizin yalnızlığıyım ben. İnatla reddetseniz de, kurguladığınız sahte ve geçici mutluluklardan kurulu bir dünyaya inandırmış olsanız da kendinizi, muzip ve alaycı bir gülümsemeyle nehrin karşı kıyısından size göz kırpan yaramaz çocuk…

Hayat çelişkilere karşı çok acımasızdır. Bir açığınızı yakalamaya görsün, hemen paramparça ediverir sizi. Ne olduğunuzu anlayamazsınız bile. Sarsılmaz bir inanç olmalı insanın içinde ışıklı maviliklere dair… Sizi de anlıyorum tabi, başka türlü yaşanmıyor, aynalara bakılmıyor !…
Ama hayatın böyle de rezil bir gerçekliği var işte. Ne kadar diplere bastırılsa, o kadar boğulmak bilmez yankısıyla birgün apansız önünüze çıkıveren…
Ve etten, ve kemikten, ve karşınızda olanca griliğiyle sisli bir hüznün resmi gibi acı acı gülümseyerek…

Evet, ne kadar geride bıraktığınızı düşünseniz de, içinizdeki korkuyum ben.
Ansızın bastıran yağmur, beklenmedik bir deprem, zamansız bir ölüm, yaşamın ağlayan yüzü…
Sonsuzluğa uğurlanan kızıl karanfiller gibi, paramparça bir gökyüzü gibi, yanağınızdan çaresizce süzülen tek bir damla gözyaşı gibi…

İçinizde yıllardır hıçkırarak ağlayan o küçük çocuğum ben !……

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s