E-devlet ne devlet ?

Burası Türkiye aaabiiii…

‘Ne olacak bu memleketin hali ?’ sorusundan sonra herhalde hayatımız boyunca en fazla duyduğumuz ve söylediğimiz kalıp da bu. Burası Türkiye. Anomalinin normalleştiği memleket.
Atatürk’ün muasır medeniyet seviyesine ulaşmayı ülkü olarak belirlediği cumhuriyetimizin 88. yılında Abdülmecit’i anıyoruz. Oysa ki Atatürk’ü anmanın bile köhnelik ve gericilik olarak görüldüğü bir ileri devirdeyiz artık…
Söz padişahlardan açılmışken, 2. Abdülhamit’in Bahriye Nazırı Hüseyin Avni Paşa’nın oğlu Sakallı Celal’in söylediği şu söz geliyor akla ; ‘Türkiye’de aydın geçinenler, doğuya giden bir geminin güvertesinde batıya doğru koşarak batılılaştıklarını sanırlar…’
O günden bugüne bu durumda pek de bir değişiklik olmamış olması trajik gibi görünse de, bence çok şaşırtıcı değil. Kendimi bildim bileli, başı çağdaş, kıçı muhafazakar bir ülkede yaşıyorum çünkü. Hele ki bir de bunun üstüne yedi yıl boyunca bir Alman okulunda okuyup, son sekiz senedir de bir Amerikan şirketinde çalışmakta olduğumu eklerseniz, nasıl tarifsiz bir mozaiğin içinde savrulduğumu daha rahat anlayabilirsiniz.

Bütün bunlar nereden çıktı diye soracak olursanız – gerçi sormaya da pek hacet yok ya – dün sabah yaşadığım bir eğlenceli Türkiye anekdotundan.
İtalya vizesi almak için SGK’dan hizmet dökümü almam gerekti. Avrupa ülkeleri biz Türklere vize vermekten nedense imtina ediyorlar. Gittiğimiz her yeri inanılmaz bir hızla kendimize benzetiyoruz çünkü. Bir havaalanı veya konsolosluk görevlisine on dakika içinde cinnet geçirtebilecek potansiyele sahibiz. Mazallah ya gelir de, geri dönmezsek diye ödleri patlıyor. O yüzden burada ne kadar malımız, mülkümüz olduğunu, ne güzel bir işimiz, kallavi bir maaşımız, pek güzel bir evimiz ve inanması ne kadar zor da olsa, vallahi de billahi de Türkiye’ye geri döneceğimizi anlatmamız gerekiyor sayın konsolos hazretlerine. Adamlar haklı, diyecek birşey yok…

Herneyse, çağdaş Türkiye’mizde SGK’dan hizmet dökümünü internetten alabiliyorsunuz. Ne kadar modern görünüyor, değil mi ? Ama tabi iş o kadar kolay değil. Çünkü internetten bu işlemi yapmak için e-devlet şifresi almanız gerekiyor. Nereden alınıyor peki bu şifre ? Yine internet üzerinden, call center’dan, veya e-mail aracılığıyla diye düşünüyorsanız yazıyı baştan okuyun.
Çünkü e-devlet şifresi PTT’den alınıyor. Açılımı Posta ve Telgraf Teşkilatı olan ve açılımındaki her iki iletişim öğesinin de artık kullanım dışı olduğu bir dönemde modern e-devlet şifremizi PTT’den alıyoruz.
Koşturun bakalım güvertenin batısına doğru. İskele alabanda, yelkenler fora…

PTT’nin zarfı ne kadar modernleşmiş de olsa, neyse ki mazruf hala bıraktığımız gibi. Gişe görevlisi kızcağıza yanımda nüfus cüzdanım olmadığını, yalnızca ehliyetim olduğunu, ehliyetimde TC kimlik numaramın bulunmadığını, eğer bu bir sorun teşkil edecekse hiç sıra beklemeden gitmek istediğimi belirtiyorum. Kendisi şaşılacak bir biçimde bunun bir sorun olmayacağını, kimlik numaramı bildiğim sürece işlem yapabileceğini söylüyor. Bir an kendimi Manhattan Merkez Postanesi’nde zannediyorum ama neyse ki bu şaşkınlığım sıranın bana gelmesiyle birlikte son buluyor.
Gişe görevlisine kimlik numaramı söyledikten sonra bunu sisteme giriyor ve ehliyetimi istiyor. Ehliyetimi evirip çevirdikten sonra içimdeki memleket hasretini dindiren o güzel cümle dökülüyor ağzından ; ‘Ama sizin ehliyetinizde Cilt Sıra No yazmıyor.’
Eeeeeee diyorum. Cilt sıra no yoksa işlem yapamam diyor Miss PTT…

2023 hedefine ulaşmasına yalnızca 12 yılı bulunan modern ülkemin gökkubesinde cilt sıra no, e-devlet, posta, telefon, telgraf, kimlik no, muassır medeniyet, Abdulmecit, Mustafa Kemal kelimeleri yalnızca bu ülkeye has bir ahenk içinde çınlıyor.
Bu trajikomik senfoninin sonunu beklemeden ‘Anladım’ diyorum ve teşekkür ederek, ertesi gün tekrar görüşmek üzere ayrılıyorum Miss PTT’nin huzurundan.

Bu sabah muhtaç olduğu kudreti cebindeki nüfus cüzdanında taşıyan, cilt sıra no’sundan emin ve kararlı, dünyaya bedel bir Türk vatandaşı olarak işyerime geldiğimde, başbakanımızın TIME dergisine kapak olduğunu hayretle karşılayan arkadaşlarımla karşılaşıyorum.
‘Adam hepimize kapak oldu, TIME’a kapak olmuş, çok mu ?…’ demek geçiyor içimden, iş bu ahval ve şerait içinde susmayı tercih ediyorum…

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s