Hangi Mustafa Kemal ?

Bu resim İstanbul Kartal İmam Hatip Lisesi’nin bahçesinde çekilmiş. Bununla başlıyorum çünkü bu resim çarpıcı, bu resim önemli. Bir galibiyetin resmi bu. Yıllardır bu zaferi bekleyenlerin yüzlerindeki mağrur gülümsemenin resmi. Son gülen iyi güler’in resmi bu. Yetmez ama evet’çiler ve diğer bilimum tüm neo-liberaller kına yakabilir, askeri vesayetten islami vesayete geçişin resmidir bu.
Bu karşı devrim’in resmidir ! Hepimize hayırlı olsun……
Cumhuriyet’in ilanından bu yana halkıyla, özellikle çocuklarla hep iç içe olmuş, samimi, içten ve halkına yakın bu mavi gözlü adamı halkın gözünde bu kadar putlaştırmayı başarmak, onu bütün doğallığından koparıp önünde saygı duruşunda beklenilen soğuk bir büste dönüştürmek, böylesi bir kraldan çok kralcılık her babayiğidin harcı değil, büyük Türk Kemalistleri bunu başardı, helal olsun.

Oniki yaşımdan beri her 10 Kasım günü okul bahçesinde üniformamla soğukta saygı duruşunda beklemiş milyonlarca çocuktan biriyim ben de. Saygı duruşunda rahat durmadığı (!!!) ve saygısızlık (???) yaptığı için dayak yiyen çocuklardan. Oniki yaşında, Ata’sına saygısını soğukta kımıldamadan durarak göstermesi beklenen, hele bir de iki damla gözyaşı dökerse tüm gazetelerin çarşaf çarşaf resmini basacağı çocuklardan…
Ben Ata’yı biraz olsun tanımış ve anlamışsam eminim ki O, çocuklara bunları reva görenlerin hepsini falakaya dizdirirdi bugün.
Hilafetle yönetilen bir ümmeti, Cumhuriyet’le yönetilen bir topluma dönüştüren, kadını ve erkeği eşit gören, kız çocuklarını çarşaftan çıkarıp Kuran kurslarından kurtararak okullara gönderen ve çocuklar için bizzat kendi eliyle bir ders kitabı hazırlayan bir adamın kendini çocuklara bu şekilde sevdirmeye çalışma ihtimali yok çünkü, olamaz.

Ancak özellikle 12 Eylül’den beri tamamen dayatmacı bir formata dönüştürülen eğitim sistemimizde, Atatürk sevgisi de beş yaşından itibaren endoktrine ediliyor çocuklarımıza. Bir arkadaşımın henüz ana okuluna giden oğlu su içmiyor örneğin. ‘Atatürk içimizde yaşıyor’ demiş çünkü öğretmeni, su içerse Atatürk’ün içinde boğulup ölmesinden korkuyor.
Oysa Ata’yı böyle ilahlaştırarak bizden uzaklaştırmak yerine, tüm insanlığıyla anlatsaydık onu çocuklarımıza ? Nasıl olurdu ?…
Cephede asker üşümesin diye kendi battaniyesini siperdeki askerlere gönderten, üstüne basması için yere serilmiş Yunan bayrağını kaldırtan, yüzyıllardır süregelen bir hilafet geleneğine nokta koyma cesaretini gösteren, savaştan çıkmış, yıkıntılar içindeki bir ülkede Cumhuriyet inşaa ederken, aynı anda çocuklarla birlikte salıncakta sallanan bir adam. Geleceği genç nesillerin şekillendireceğini bilen ve bu yüzden tüm yatırımını gençlere yapan, onlara seslendiği hitabesinin bugün okullardan kaldırıldığı, yirminci yüzyılın en büyük devlet adamı…
O da bizim gibi yemek yiyordu, içki içiyordu, denize giriyordu. Belki mahalledeki çocuklardan dayak yemişti gençken, bir kız sevmişti ve karşılık alamamıştı aşkına. Kederden sarhoş olup kendini sahillere atmıştı belki…

Can Dündar’ın Mustafa filmine zehir zemberek tepkiler gösteren yüce Kemalistlerimizin aksine ben Ata’yı böyle anmak istiyorum bugün. Çünkü ‘Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir.’ diyen bir adamın imzasını vücuduna dövme yaptıran bir nesil yetişiyor. Ve onların karşısında onun heykeliyle alay ederken, zafer kazanmış bir komutan edasıyla gülümseyen bir başka kesim…
Bu ülkenin başbakanı dindar bir gençlik yetiştirmekle övünüyor. ‘Dindar olmayıp da tinerci mi olsalardı ?’ diyerek hem de. Çok da farkı yok aslında ‘Kemalist olmayıp da yobaz mı olsalardı ?’ diyen ve bunu derken aslında arka planda cemaatin önüne kırmızı halılar seren 12 Eylül cuntasından. ‘Asmayalım da, besleyelim mi ?’ diyen darbe paşasından bir farkı yok bugünün başbakanının. Yalnızca vesayet el değiştirdi, o kadar. ‘Ya Kemalizm, ya şeriat’ dayatmasıyla Kemalizm’i dinselleştiren ve Mustafa Kemal’i peygamberleştiren kağıttan kaplanlara selam olsun. Bugün şeriatın çocukları, Kemalizm’in peygamberinin büstünü parmaklıyor. Bu muydu istediğiniz ???

İyi kötü hepiniz birkaç Anadolu kenti görmüşsünüzdür. Gezmeseniz bile içinden geçmişliğiniz vardır. Bu kentlerin tamamının ana caddelerinin adının Atatürk Bulvarı ya da Cumhuriyet Caddesi olması dikkatinizi çekmedi mi ? Türkiye’de kaç tane Atatürk Bulvarı, Hürriyet Meydanı ya da Cumhuriyet Caddesi vardır, düşündünüz mü ? Birçoğunun adı 12 Eylül ve sonrasında değiştirilen bu caddelerin, bulvarların, meydanların isimleri şimdi geri çevriliyor. İktidar partisine ait belediyeler bir bir değiştiriyorlar isimleri ve eski isimlerini geri veriyorlar caddelere, bulvarlara… 19 Mayıs kutlamaları iptal ediliyor, Ata’nın Gençliğe Hitabesi ders kitaplarından çıkarılırken, dini kursların tekrar örgün eğitime dahil edilmesinin yolu açılıyor. Kaygıyla izliyoruz, içimizdeki Atatürk’ün boğulmasından korkarak su içmeyi bırakıyoruz topluca. Hemen koşup K.Atatürk dövmesi yaptırıyoruz vücudumuza. Bu kadar radikal olamıyorsak da en azından arabamızın camına sticker’ını yapıştırıyoruz. ‘Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir.’ diyen bir adamın imzasına tutunmaya çalışıyoruz.

Oysa cahil bırakılmış insanların dogmatik bir öğretiyle korkutularak manipüle edildiği şeriatın aksine, Mustafa Kemal bilimdir. Sormak, sorgulamak, soruşturmaktır. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır. Mustafa Kemal müspet ilimdir, devrimdir. Kendine güvenmek, inanmak, dünyayı ve insanları sevmektir Mustafa Kemal…
Çünkü unutmayın ki ‘İki Mustafa Kemal vardır : Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem. O, ben değil, bizdir ! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur !’
Çocuklarınıza bunu anlatabilecek misiniz ?……

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

One response to “Hangi Mustafa Kemal ?

  1. Beni yaşamımla sorgula iki gözüm,
    Beni yüreğimle, beni özümle,
    Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
    Tarihle anla beni,
    Ve öyle yargıla…

    demis Ersin Ergun.
    Her ne kadar bunlari Mustafa Kemal icin yazmasa da, aslinda O’nu nasil anlamamiz ya da anlatmamiz gerektigini tarif etmis farkinda olmadan.
    Ama matematigin bile ezberci zihniyetle dayatildigi egitim sistemimizde, Ataturk sevgisini de basma kaliplar mufredatina eklemisiz. Dolayisiyla ne matematigi ne de Ataturk’u sevdirebilmisiz.

    Eline saglik Ozgur kardesim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s