The Show Must Go On

The Show Must Go On… Yani Gösteri Devam Etmeli… Tüm sahne sanatçılarının klasikleşmiş mottosudur bu söz. Sabah babası ölse, öğle vakti defnedip, akşam sahneye çıkar tiyatrocu. Çünkü gösteri ne olursa olsun devam etmelidir, ışıklar asla sönmemeli, ihtişam hiç azalmamalı… Herkesi güldüren palyaçolar akşam evinde ağlar, Lüküs Hayat operetinin oyuncuları kirasını ödeyemediği için evinden atılır… Gösteri dünyası buna benzer tezatlarla doludur.  Ama hep aynı kural geçerlidir, gösteri devam etmeli…

Benzer bir duruma gazetecilikte de rastlarız. Sokak ortasında, yanıbaşında vurulan muhabir arkadaşının fotoğrafını çekip, ertesi gün haberini yapar gazeteci. Ve çoğu kez içine düştüğü bir olayı yaşamak ya da haberini yapmak ikilemi arasında gidip gelir.
‘Önce insanım, sonra gazeteci’ demiştir Emin Çölaşan 1987 yılında yazdığı kitabında. Ancak aradan geçen yıllara ve bugün geldiğimiz noktaya bakınca, bu önceliğin artık hemen hemen hiçbir durumda kabul görmediğini ibretle izliyoruz.
Altında canlılar bulunan ve kurtarma ekiplerinin saniyelerle yarıştığı deprem enkazının üzerine canlı yayın ekipmanlarını kurmaya çalışan ve göçük altındaki bir kız çocuğuna ufacık bir delikten mikrofon uzatan televizyon muhabirinin habercilik refleksi içinde olduğunu söylemek sanmıyorum ki mümkün olsun.

İşin çok daha tehlikeli bir boyutu, bu refleksin artık medya ya da gösteri dünyasına ait kişilerden taşıp, bütün bir topluma yayılmış olması. Bir çığ gibi büyüyerek çok kısa bir zaman içerisinde hepimizin hayatlarına yayılan Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal medya siteleri sayesinde artık hayatı yaşamayı bıraktık, sadece afişe ediyoruz.
Sosyal medyanın haberleşme ve bilgilendirme gücünü inkar etmek mümkün değil. Ancak, doğru kullanıldığında birçok yararı olabilecek sosyal medyanın bu derece bağımlısı olmak, hepimizi kendi hayatlarımız içinde birer oyuncuya dönüştürüyor. Bir süre sonra hepimiz kendi hayatlarımızın oyuncusu ve birbirimizin seyircisi haline geliyoruz.

Eskiden, yanından geçtiği trafik kazasına bakarken kendisi de kaza yapan sürücüler vardı. Şimdi kazayı cep telefonu aracılığıyla Twitter’da duyurmaya çalışırken kaza yapıyor insanlar. Düşününce, birincisi belki biraz daha kabul edilebilir ama ikincisi gerçekten tehlikeli. Yaşadığımız ülkeye ilk kez gelen ve belki de bir daha hiç gelmeyecek olan çok ünlü bir müzisyenin, zar zor bilet buladildiğimiz konserini izlemek yerine, tüm konseri cep telefonuyla videoya kaydediyoruz. Çıkışta koşa koşa eve gidip hemen Youtube’a yükleyebilmek için. Ve tabi kapıdan içeri girer girmez konserde olduğumuzu Facebook’daki seyircilerimize anons etmeyi ihmal etmeden…

Evlendiğimizi, boşandığımızı, çocuk sahibi olduğumuzu, dünyanın bilmem hangi köşesinde tatile gittiğimizi vakit kaybetmeden afişe ediyoruz. Öyle ki, dünyanın uzak bir ülkesine yaptığımız seyahatte karşılaştığımız muhteşem bir günbatımı manzarasını izleyemiyoruz bile. Çünkü o manzaranın önünde hemen fotoğraf çektirip, bunu internete yüklemeye çalışırken güneş batıyor. Olsun, biz o anı yaşamasak da olur, -mış gibi yaptık nasılsa ele güne. Gösteri devam ediyor…

Tüm hayatımızı internette oynuyor olmamızla ilgili en son çarpıcı örnek Amerika’dan. Ünlü giyim zinciri Target tarafından, lise öğrencisi kızına sürekli olarak bebek kıyafetleri ve aksesuarları ile ilgili e-mailler gönderildiğini söyleyen baba, kızının hamile olmamasına rağmen neden sürekli bu e-maillerin gönderildiğini sorgulayarak firmaya şikayette bulunur. Ve günün sonunda firma yetkililerinden özür dilemek zorunda kalır, çünkü kızı hamiledir ve kızın tüm alışveriş geçmişini, sosyal medya hesaplarını ve internet üzerinde attığı bütün adımları en ince ayrıntısına kadar takip eden firma, kızın hamileliğini babasından önce öğrenmiştir.

Gördüğünüz bu fotoğrafsa Arjantin’den. Sokak ortasında kaza geçirmiş, belki yaralı, belki ölü olan bir köpeğin başında bekleyen bir başka köpek, yanından geçip giden insanlardan çaresizce yardım bekliyor. Ve son karede cep telefonlarıyla bu görüntüyü kaydeden 4-5 kişi görüyoruz. Belli ki çektikleri bu görüntüleri hemen sosyal medya hesaplarına yükleyip, hayvanların ne kadar vefalı olduklarından bahsedecekler. İzleyicileri hemen bunu destekleyen yorumlar yapacak, klavye gözyaşları dökülecek. Bir anda aynı görüntüyü binlerce kişi paylaşacak, gören herkes çok duygulanacak…
Oysa ellerinde cep telefonlarıyla ve büyük bir özenle bu görüntüleri kaydeden insanların hiçbirinin aklına yerde yatan köpeğin hala canlı olabileceği, belki de bir veterinere götürülse hayata döndürülebileceği gelmiyor. Çünkü hayat bir oyun ve gösteri devam etmeli…

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

One response to “The Show Must Go On

  1. Etmeli mi? Yoksa insan oldugumuzu ve insan olmanin sorumluklarini hatirlamalimiyiz ? COK guzel bir yazi, yureginize saglik…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s