Bir Kıvılcım Düşer Önce, Büyür Yavaş Yavaş…

Yine duygusallaştım biraz bugünlerde, o yüzden onları yazacağım. Otuzaltı yıllık yaşamımın en büyük tutkusunu…
Birçoğunuz bilir, yirmi yıllık bir sevda bu benimkisi. Dört yıl öncesine kadar kalbimin bir köşesinde sessizce beklemiş ve Leon’un hayatıma girmesiyle birlikte vücut bulmuş… Kalbime kor düşürdükleri ilk andan beri sevdalıyım bu şahsına münhasır hayvanlara. Belki de onları kendime çok benzettiğimden, kimbilir. Onyedi yaşında bir genç kız kadar kırılgan, bir katır kadar inatçı, bir koala kadar tembel olabilen ama sevdi mi, ölümüne sadık, coşkulu, neşeli… Hiçbiri diğerine benzemeyecek kadar karmaşık ama öte yandan hepsi birbirinin kopyası olabilecek kadar da basit… Hayat gibi, aşk gibi…
Tüm canlılar özeldir, bütün hayvanlara merhametli bir sevgi beslerim ama Chow Chow’ları diğer köpeklerden ayıran karakterlerinin hakkını teslim etmek gerekir, sahip olmadan anlaşılamayacak bir şey bu. Sokakta rastladıkları zaman ‘Çok tatlııı, ay inanmıyoruuuum, pofidik şeeeey, ayı yavrusuuu, tüyleri ne kadar yumuşaaaak, yüzü ne kadar güzel‘ vs. ifadelerle Leon ve Maya’yı seven insanlara tebessüm ederken, onların görebildiklerinin sadece buzdağının yüzeydeki kısmı olduğunu düşünüyorum. Göremedikleri kısımdaysa tüm karakteriyle ruhlarında yaşamı taşıyor bu hayvanlar çünkü…

Herkesin bir tutkusu oluyor hayatta, benimki de buymuş demek. Şimdi geriye dönüp baktığımda veteriner olmalıymışım diyorum. Her anımda bu hayvanların yanında olabilmek, onlar için daha fazlasını yapabilmek isterdim. Bunu biraz geç anlamış da olsam, her zaman yapılabilecek birşeyler vardır, yeter ki insan istesin.

Bu sevda da böyle düştü zaten yüreğime, sonra arkası kendiliğinden geldi. Leon’u ellerime ilk aldığımda (Çok da eski değil, dört yıl öncesi), sokaktaki insanların ‘Abi bu ayı mı, aslan mı ?’ diye sorduğu, veterinerlerin hepsinin korkarak yaklaştığı ve ‘Bunlar çok agresif olurlar. Isırıyor mu ?’ diye sorduktan sonra muayene ettiği, Türkiye’deki muhtelif pet forum sitelerindeki ırk zeka sıralamalarında son sırada gösterilen hayvanlardı Chow Chow’lar. Benimse ellerimde katır gibi inatçı, kunduz gibi kemirgen ve kimi zaman bir fare kadar hareketli, kimi zaman bir ayı postu gibi hareketsiz yatan, şahsına münhasır bir canlı vardı.
Aptal falan değildi, biliyordum, gözlerinden anlayabiliyordum. Her yerimi ısırmasına karşın agresif olduğuna da inanmıyordum. Kesin olan tek bir şey varsa, o da inatçı olduğuydu. Gitmek istemediği bir yere götürmek için çekiştirmeye kalktığımda sokağın ortasında dört bacağını da yanlara açarak Garfield gibi yere yapışıp, tırnaklarını asfalta sürterek sürüklenmesinden belliydi bu, anlamak çok zor değildi.

Kendine özgü bir karakteri vardı. Canı istediği şeyi yapar, istemediğini yapmaz, insanlar gibi rüya görür, horlar, ev ahalisi sabahları geç saate kadar uyanmazsa sıkılır, gelip uyandırmaya çalışır, başarılı olamazsa daha da sıkılıp ne bulursa kemirir ve kötü birşey yaptığının gayet bilincinde olarak bütün bunları yaptıktan sonra gidip evin bir köşesinde saklanırdı.
Onu tanımaya, anlamaya çalıştım uzunca bir süre, ama sonra vazgeçtim. Her kadın gibi, onu da anlamak imkansızdı çünkü ve sonunda onu olduğu gibi kabul etmeye karar verdim. Her ilişkide olduğu gibi, böylesi en doğrusuydu.
Zaten kimsenin de birşey bildiği yoktu. Tüm zamanımı yabancı forum sitelerinde insanlara sorular sorarak, yurtdışından kitaplar sipariş ederek ve bu hayvanları biraz olsun tanımaya çalışarak geçiriyordum.

Sonra zamanla çevremde tek tük de olsa görmeye başladım onlardan. İlk zamanlarda yolda gördüğüm her Chow Chow’un üzerine meczup gibi atlarken ve sapık olmadığımı, yalnızca bu hayvanlara aşık olduğumu insanlara açıklamaya çalışırken, bir süre sonra onların hepsine kol kanat germek istediğimi fark ettim. Çok fazla zaman ve çok fazla emek harcamıştım onlar için ve artık bütün bu öğrendiklerimi hepsinin yararına kullanmak istiyordum.
Bir yerlerden başlamak gerekiyordu, onların hepsine ulaşmak istiyordum ve sokakta peşlerinden koşarak yetişebilmem mümkün değildi. Bir internet grubu oluşturmaya karar verdim. Başlangıçta amacım yalnızca çevremdeki Chow Chow’lara ulaşmak ve Leon’un onlarla sosyalleşebilmesini sağlamak olsa da, bir süre sonra bu beni kesmeyince rotayı önce tüm İstanbul’a, ardından tüm Türkiye’ye çevirdim.

.

İlk zamanlar sağdan soldan, bulabildiğim tüm Chow sahiplerine ulaşıp bu grupta biraraya getirmeye çalışırken, bugün artık sokakta rastladığım ve hiç tanımadığım insanlar beni tanıyorlar, bu grubu biliyorlar. Bu grup vesilesiyle yeni dostluklar kuruluyor, insanlar birbirlerine yardımcı oluyor, ihtiyacı olan arkadaşlarına el uzatıyorlar.
Bir, beş, on derken bugün tam 178 kişiye ulaşan ve her geçen gün daha da büyüyen bu kocaman aile artık benim boyumu çoktan aştı, ki zaten benim en çok görmek istediğim de buydu. Artık mucizelere imza atıyoruz, kayıp canları evlerine kavuşturuyoruz, sokağa terk edilmiş canlara yeni yuvalar buluyoruz. Orman beslemelerinde, hayvan hakları yürüyüşlerinde, yardıma ihtiyacı olan her kardeşimizin omuz başındayız…
İnsanların gitgide daha da bencilleştiği bu yeni dünya düzeninde ve gitgide ortaçağ karanlığına itilen bir toplumda tek başıma kalmadığımı görmek bana umut veriyor. Kocaman yürekleriyle bize insan olmanın sorumluluklarını hatırlatan bu tüy yumakları yeryüzü cennetinin bekçileri gibi ve ben inanıyorum ki gelecek, yaşam hakkına saygıyı şiar edinmiş, aydınlık yürekli insanların ellerinde şekillenecek. Dünyayı güzellik kurtaracak ve sevmekle başlayacak herşey…

P.S. : Aramıza katılmak isteyenler Chow Chow Türkiye linkine tıklayarak bizlere ulaşabilirler…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s