Ey Türk Gençliği…

‘Kürtaj haktır, Uludere katliam. Kadın düşmanı Tayyip Erdoğan !!!’

Bu sloganlar eşliğinde Altıyol’dan Kadıköy Meydanı’na doğru yaklaşık 2,000 kişilik bir kortejin içinde yürüyorum. Nazım Hikmet’in 49. ölüm yıldönümünde, içimde Fazıl Say’a karşı yapılan sindirme hareketinin hıncıyla, kürtaj yasağına karşı çıkan kadınların düzenlediği eylemdeyim.
Uludere’nin içimizde yaktığı ateş daha sönmemişken, Başbakan’ın ‘Her kürtaj bir Uludere’dir.’ şeklindeki tarihi beyanatıyla sarsılıyoruz. Hemen ardından İçişleri Bakanı’ndan Başbakan’a destek geliyor : ‘Kadınlar da insandır.’ Ağzımızdaki küfrü daha sallayamadan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan bir yumruk daha geliyor : ‘Tecavüze uğrayan kadın kürtaj olacağına, kendini öldürsün. Çocuğun ne günahı var ?…’
Günyüzü görmemiş küfürler saçılıyor ağzımdan… Sinirlerimi kontrol etmekte güçlük çekerken Fazıl Say’a ‘halkın bir kısmının benimsediği dini değerleri alenen aşağılama’ suçlamasıyla 1,5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldığını öğreniyorum.
Bu noktada ok yaydan çıkıyor. O halkın bir kısmı da, değer diye benimsedikleri pislik de yerin dibine batsın demek geçiyor içimden. Diyorum da. Artık bunu alenen söylüyorum ben de. Çünkü artık bir tokat yedikten sonra diğer yanağımızı çevirecek bir dönemde değiliz. Artık demokrasi değil, anarşi zamanı.
Çünkü yıllardır hep bizim canımız yanıyor ve hep bizden bekleniyor anlayış ve tevekkül…

Bu ülkenin başbakanından, içişleri bakanına, büyükşehir belediye başkanından, aileden sorumlu devlet bakanına kadar en üst düzey devlet kademelerinin bizzat kendi ağızlarından çıkan beyanlarla bütün Kürtler terörist, bütün Ermeniler hain, gazeteciler namert, kürtaj yaptıran kadın katil, türban takmayan orospu, dindar olmayan tinerci sayılıyorken kimsenin çıtı çıkmıyor da, Ömer Hayyam’ın bin yıllık dizelerini tweet eden dünyaca ünlü bir piyanist ‘halkın bir kısmının benimsediği dini değerleri alenen aşağılama’ suçlamasıyla mahkemeye veriliyor. Sebebini çok iyi biliyoruz. Onbinlerce takipçisi, milyonlarca hayranı olan dünya çapında bir sanatçı, bir Türk ve ateist. Ve korkmuyor bunu dile getirmekten. Müslüman mahallesinde salyangoz tezgahını açıyor korkusuzca. O yüzden susturulması gerekiyor. Çünkü bu seyrek saçlı, küstah ve kibirli adam kendi istediği gibi yaşamayan herkesin kellesini almakta kararlı.

Aynı saatlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Amerika’da Silikon Vadisi’nde Tweeter’ın genel merkezinden tweet atıyor ve orada gördüğü yırtık tişörtlü ve kot pantalonlu gençlerin yaratıcı zekalarına hayran kaldığını söylüyor bu tweet’inde. Silikon Vadisi’nin tek bir mottosu var : ‘Sınırsız özgürlük’. Yaratıcı zekaya hiçbir konuda kısıtlama getirilmiyor. O yüzden Türkiye’de görmeye alıştığımız asık suratlı ve siyah giyimli bürokratların aksine Silikon Vadisi’nde yırtık tişörtlü ve kot pantalonlu gençler çalışıyor ve bu gençler dünyayı değiştiriyorlar…
Kendi ülkesinden de böyle yaratıcı gençler çıkmasını arzuluyor Cumhurbaşkanı.
Türk medyası bu haberi büyük bir heyecanla manşetlere taşırken, yine aynı saatlerde New York Times’ın manşetinde dünyaca ünlü Türk piyanistinin attığı bir tweet nedeniyle 1,5 yıl hapis istemiyle yargılanması var.

Bütün bunlar komik değil maalesef, artık trajikomik bile değil. Bütün bunlar korkunç. Artık hangi cepheyi savunacağımızı şaşırmış bir haldeyiz. Her taraftan üzerimize geliyorlar. Uludere, kürtaj, kadına şiddet, tecavüz, çocuk istismarı, 4+4+4 eğitim, memura yapılmayan ama sigara ve alkole kat be kat yapılan zamlar, 3. köprü ihalesi, kentsel dönüşüm projesi, nükleer santraller, Fazıl Say….. Hangi birine koşalım ?…

Yürüyüş sırasında kadınların zaman zaman yürüyüşe katılan erkeklerle tartıştıklarına şahit oluyorum. Belli ki orada hiçbir erkek görmek istemiyor bazıları. Benimle de tartışıyorlar, alttan alıyorum. Radikal feminizmin ağırlıkta olduğu bir grubun içindeyiz ve kadına yönelik şiddet ve istismarın tavan yaptığı bir ülkede onların bu hassasiyetine saygı duymak zorundayız.
Otobüsün üzerinden göstericilere seslenen konuşmacı ‘Sevgili kızkardeşlerim…’ diye başlıyor söze. Güneşin altında iki saattir yürüyor olmakla birlikte bu eksik hitabına alınacak bir durumda değilim. Böyle bir lüksümüz yok çünkü. Sayımız o kadar az ki…
Kadının alenen aşağılandığı ve hakarete uğradığı, en temel hak ve özgürlüğünün elinden alınmak istendiği bir ortamda, 20 milyon nüfuslu şehr-i İstanbul’da düzenlenen kadın hakları mitinginde 2,000 kişi var. Bir avuç insanı Altıyol’da gördüğüm an olduğum yere yığılıyorum, ümitlerim gitgide tükeniyor. 40 kişilik kadrosunun 35’i kadın olan işyerimden bir tek çalışma arkadaşım yok o gün Kadıköy Meydanı’nda. 200 kişilik internet grubumdan bir tek kişi yok…
Oysa Ata’nın yıllar önce – hepimizin ezbere bildiği – gençliğe hitabesinde işaret ettiği zamanlardayız ve aslında sorsanız herkes katılmayı çok istiyor ama……… Herkesin bir bahanesi var, herkesin işi gücü, programı çok yoğun. Oysa bu arkadaşların hemen hepsi sosyal medya profillerinde Mustafa Kemal’in kalpaklı bir fotoğrafının altında yazılı olan ‘Mevzubahis vatansa, gerisi teferruattır.’ sözünü çok beğeniyorlar.

Ve eminim bu yazdıklarımı da birçoğu çok beğenecekler. Şimdi bir ricam var bu satırları okuyup da çok beğenecek ve hemen sosyal medya sitelerinde paylaşacak olan arkadaşlarımdan… Yapmayın, ne olur bu sefer artık yapmayın. Çünkü bu satırlar benim çaresizliğimin, tükenen ümidimin çığlıklarıdır. Bilmesinler ümitsizliğimi, duymasınlar çığlıklarımı…
Sevgili Aziz Nesin’in Madımak katliamında alev ve dumanlar altında ölümü beklerkenki sözleri takılıyor aklıma. Yanındakilere dönüp ; ‘Beni bu divana yatırın.’ diyor usta. Odayı kaplayan dumandan dolayı yere çökmüş bir halde nefes almaya çalışırken, iki büklüm ölmek istemiyor. ‘Beni bulduklarında aciz bir ölü görüntüsü çizmek istemem.’ diyor. ‘O yüzden beni buraya yatırın. Cesur bir adam olarak ölmek isterim…’
İşte siz de o yüzden bu yazdıklarımı paylaşmayın. Bırakın çığlıklarım bana kalsın. Meydanlarda haykıramadıkça o çığlıklar duvara çarpan dalgalar gibi kendine dönüyor çünkü….

‘Gece leylak ve tomurcuk kokuyor. Yaralı bir şahin olmuş yüreğim. Geçsem de gölgesinden tankların, tomsonların… Şuramda bir kuş ötüyor. Haziran’da ölmek zor……’

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s