Bir Küçücük Aslancık Varmış…

Bendeki bu naiflik ilk olarak bir muhabbet kuşuyla kendini belli etmişti aslında…
Yirmili yaşlarımın başındayım. O sıralar ailemle birlikte yaşadığımdan ve kedi ya da köpek gibi yaşam alanını kendisi belirleyen özgür canlılara evimizde izin verilmediğinden, akvaryumda balık, kafeste kuş gibi sınırlarını kendimiz belirlediğimiz alanlara hapsedebildiğimiz canlıları sevmem bekleniyor.
Ancak tabi o yaşlardaki her erkek çocuğu gibi verilenle yetinmeyip sınırları zorlamak istediğimden, evimize gelmiş muhabbet kuşunu daha ilk gece kafesten çıkarıyorum. Ve o kuş beyinli de ilk iş olarak gidip yatak odamızdaki 2.30 metre yüksekliğinde ve tüm duvarı boydan boya kaplayan modüler gardrobun arkasına düşüyor. Mobilyaların kurulmasının bir tam gün sürdüğünü hatırlayınca, sökülmesinin de bir hayli eziyet olacağını fark ediyorum ancak yapacak bir şey yok. Evde hiç durmadan çalan bir kapı zili varmışçasına, hayvan dolabın arkasından sürekli ötüyor çünkü.
Olayı öğrendiğinde babamın yaptığı şakayla karışık yorum beni benden alıyor ; ‘Yahu onu oradan çıkarmaya uğraşıncaya kadar, gidip yenisini alsak çok daha ucuz ve kolay olur.’
‘Yok artık’ diyorum, ‘Hayvanı orada ölüme terk edecek değiliz !!!!’
Bütün gece dolabın başında o salak hayvanı bekledikten sonra sabah ilk iş mobilyacılara yalvar yakar oluyorum ve acil bir durum olduğunu söyleyerek, o günkü programlarının içine bizim işi de dahil ediyorum. Dolaplar sökülüyor, küçük bir kurtarma operasyonunun ardından kuşu dolabın arkasındaki esaretten kurtarıp, kafesinin içinde güvenli bir esarete yerleştiriyoruz.

Sonrasını biliyorsunuz işte. Yıllar geçiyor, çocukluğumdan beri içimde büyüttüğüm Chow Chow tutkusu giderek kabarıyor ve derken Leon geliyor. Bu koca kafalı ayı yavrusu hayatımı öylesine dolduruyor ki, bir başka canlıya daha hiç mi hiç yer yok aslında. Ama işte bir gün – şimdiki aklım olsa asla yapmayacağım – bir hata yaparak Leon’u çiftleştiriyorum…

PuppiesDört yavrusu oluyor benim güzel kızımın. Hepsi birer melek, hepsi ay parçası. Ellerime doğuyorlar ve sonra birer birer yuvadan uçup gidiyorlar.
İki aylık olduklarında dört yavrudan üçünü salya sümük vermiş oluyorum yeni ailelerine. Hepsi de arkadaşlarım, emin ellerdeler yani. Sadece o kalıyor ; Maya… Dört yavrunun içinde en çelimsiz ve çirkin olanı. Doğduğunda ilk bir hafta boyunca süt emmeyi reddeden ve benim zorla ağzını açarak biberonla beslediğim çirkin ördek yavrusu…
Doğan yavruları benimsememek için onlara isim vermiyorum, uzun süre beyaz erkek, kahverengi dişi, Ms.White ya da şişman salak gibi isimlerle çağırıyorum onları. Bir tek diğer kardeşlerinin iki katına ulaşan cüssesiyle ismini sonuna kadar hak eden Toraman’ın ismi var, bir de uzun süredir elimizde kaldığı ve bir türlü yuva bulunamadığı için bu şapşalın. İsmi Maya değil ama henüz. O kadar tipsiz ki o sıralar, koyduğum isim hokka gibi oturuyor üzerine ; Çemçük…

Maya KolajDört aylık olduğunda artık iyice inanmaya başlıyorum bu salağın elimizde kaldığına. Kimse istemiyor onu. Ve artık tamamen ayaklanmış olduğundan evde ne varsa kemirmeye ve evin altını üstüne getirmeye başlıyor. Gidip tüm sosyetik semtlerdeki Starbucks’ların ilan panolarına ilanlar asıyorum, umudum pek az. İki köpeğe birden nasıl bakacağız diye kara kara düşünürken verdiğim ilanları görüp arayan birisi çıkıyor… İki çocuklu, klasik bir Türk ailesi. Her ne kadar onu tanımadığım birine vermekten dolayı son derece tedirgin olsam da, mecburen veriyorum. Ve onun evden ayrılışını pencereden izlerken gözyaşlarına boğuluyorum.
Uzunca bir süre kendime gelemiyorum, ağlamaktan gözlerim şişmiş bir halde bunun yalnızca ona çok alışmış olmamdan kaynaklı olduğuna inandırmaya çalışıyorum kendimi. Aksini gösterecek bir şey de yok zaten ortada.
Sonra zaman geçiyor, ara sıra grup pikniklerinde görüyoruz Maya’yı. O zamanlar ismi Yumuşuk. Ailenin hayvancağıza verdiği ismi duyduğumda ‘Nasıl birilerine verdik biz bu güzelim kızı ?’ diye düşünmekten kendimi alamıyorum ama o çok da rahatsız görünmüyor halinden. Sağlığı yerinde, son derece hareketli, meraklı, her geçen gün daha da güzelleşen bir kız. Çirkin ördek yavrusu kuğuya dönüşüyor…

SOnu verdikten yaklaşık 6 ay sonra bir gün telefonum çalıyor. Ailenin hanımı beni arayarak eşinin hapse girdiğini ve Maya’ya bakacak durumu olmadığını söylüyor. Şaşkınım, ‘Herhalde adamcağızı dolandırmışlardır.’ diye düşünüyorum ve sonra şaşkınlığımı katlanarak arttıracak bir biçimde Maya’yı verdiğim aşağılık adamın savcılıkta 18 tane dosyası olan ve çete suçundan aranan bir organize dolandırıcılık şebekesinin lideri olduğunu öğreniyorum.
Eşimle gidip Maya’yı alıyoruz. Çok korkmuş, tedirgin, büyük ihtimalle orada şiddet görmüş çünkü biz hariç kimseyi yanına yaklaştırmıyor ve ona karşı biraz sesimizi yükselttiğimizde titremeye başlıyor.
İçimde öyle bir kızgınlık ve pişmanlık yükseliyor ki, o andan itibaren aldığım her nefesi ona adıyorum. Ve isim koymama kuralımızı eşim yıkıyor : Maya diyor ona… ‘Daha doğduğu gün elimizde kalacağı belliydi bu salağın.’ diyorum, ‘Demek ki doğru olan bizimle yaşamasıymış. Baksana bumerang gibi döndü dolaştı, bize geri geldi…’
Yine de ona bir süre daha yuva arıyoruz ama adayları o kadar ince eleyip, sık dokuyoruz ki, bu sefer hiç mümkün olmuyor o kötü tecrübeden sonra onu bir başka aileye vermek. Maya kalıyor ve kaldığı yerden devam ediyor evin altını üstüne getirmeye…
Kıskanç, sevgi arsızı ve çok meraklı bir çocuk. Geldiğinin birinci haftasında bir kış gecesi, dışarıda dize kadar kar ve tipi varken kayboluyor. Sabaha kadar karın altında onu arıyorum, çıldırmak üzereyim. Saatler sonra, sabaha karşı eve dönüyor. Ona sımsıkı sarılıyorum ve sonra düşüp bayılıyorum. Kendime geldiğimde karşımda aptal aptal yüzüme bakıyor. ‘İnsan çekeceği çileye aşık olurmuş.’ diyerek durumu kabulleniyorum.

Sonra yine aylar geçiyor ve güneşli bir Pazar sabahı Leon ve Maya’yı da alıp deniz kenarında yürüyüşe çıkmaya karar veriyoruz. Hazırlanıyoruz ve çıkmak için kapıyı açmamla birlikte ikisi de dışarı fırlıyor. Her zaman yaptıkları şey. Kapıdan çıkar, evin önündeki çimenlik alana tuvaletini yapar ve arabanın yanına gelip bizi beklerler. Dışarı çıkıyorum, Leon orada ama Maya yok. ‘Nereye kayboldu yine bu hayvan ?’ diye söylenmeye başlıyorum ve ona sesleniyorum. Hiç cevap yok. Sağa sola bakınırken, komşuların birinden dünyayı başımdan aşağı yıkan cevap geliyor : ‘Köpeğiniz aşağı düştü…’

Gözlerim kararıyor, başım dönüyor. Aşağı düştü… Nereye, hangi aşağıya ?… Koşarak merdivenlerden söyledikleri yere iniyorum. Maya, benim ay yüzlü kızım, kalbimin kanayan sızısı, yerde kımıldamadan yatıyor. Yukarıya, düştüğü yere bakıyorum ve dünya bu sefer gerçek anlamıyla başıma yıkılıyor. Evimizin önünde yaklaşık 15 metre yüksekliğinde bir uçurum olduğunu öğreniyorum, ve Maya’nın o uçurumdan asfalta düştüğünü…
Panikten her yanım titriyor, ne yapacağımı bilemiyorum. Komşular hemen bizi alıp arabayla evin çok yakınındaki bir veteriner kliniğine götürüyorlar. Sözde 7/24 açık olan klinik kapalı, kapı duvar. Cam kapıyı yumrukluyorum, kucağımda Maya, ellerimde kan. Açılmıyor. Çaresizliğin nasıl bir acı olduğunu böyle anlarda anlıyor insan. ‘Dayan kızım diyorum, dayan. Kurtaracağım seni…’
Tekrar arabaya binip çaresizce bir başka veteriner arıyoruz ve sonunda açık bir klinik buluyoruz. Koşarak Maya’yı içeri götürüyorum. ‘Çok yüksekten düştü, ne olduğunu bilmiyorum. Yalvarırım kurtarın onu !!!’ Sakin olmamı söylüyorlar, olamıyorum, olamam. Benim güzel kızım ellerimde titriyor, ağzında kan, nasıl sakin olabilirim ?
İlk müdahaleyi yaptıktan sonra röntgen çekiyorlar. Röntgen filmine baktığımda olduğum yere yığılıyorum. Beli kırılmış ve bel omurları arasında neredeyse bir santimlik bir kayma var. Hala yaşıyor olması mucize, hayatta kalma şansı düşük, kalsa bile tekrar ayağa kalkma ihtimali çok daha düşük…
Uyutmaktan bahsediyorlar. Uyutmak, öldürmenin kabullenir kılınan ismi. Kızımı kendi ellerimle ölüme yollamamı öneriyorlar. Şansı çok az olduğu için… Nazım’ın o çok sevdiğim dizeleri geliyor aklıma ;

‘Dümende ve baş altlarında insanlar vardı…
Bunlar uzun eğri burunlu ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki,
Sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi için,
Hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler…’

Kızımı kendi ellerimle ölüme nasıl yollayabilirim ? Şansı milyonda bir bile olsa, nefes alıp verdiği sürece ne yapılabiliyorsa yapılmasını istiyorum. Birkaç saat içinde ameliyata alıyorlar. Ameliyattan çıkamayabilir, kendimizi her şeye hazırlamamız gerekiyor…

Maya Sick 1Olayı duyan dostlarımız arka arkaya kliniğe koşuyorlar. Onlarca kişi nefesimizi tutmuş, Maya’nın ameliyattan çıkmasını bekliyoruz. Tam üç saat sürüyor, bana üç gün gibi gelen tam üç saat… Ve Maya çıkıyor. Ameliyatı başarılı ama ilk 24 saat hala hayati tehlikesi devam ediyor. Onu oksijen çadırına alıyorlar. Ciğerlerinde ödem var, zorlukla nefes alıyor…
İnsanın kalbinin, yan tarafında duran bir küvözün içinde atması dayanılmaz bir acı. Orada öylece oturmuş kızıma bakıyoruz. Aldığı her nefese kurban olduğum kızıma… Onun iyileşmesini ummaktan başka bir şey gelmiyor elimizden. Yanıbaşımda, onun ıslak saçlarında, boncuk gözlerinde atıyor kalbim. Başını okşuyorum, ara sıra inliyor, sonra yine sakinleşiyor. Çok ağrısı var, ama yine de inatla tutunuyor hayata. İstiyorum ki elimi başının üzerine koyup okşarken o güzel başını, ne kadar acısı varsa ellerimden bana, ne kadar canım varsa ellerimden ona aksın. İstiyorum ki benim kalbim yerinden çıksa da, onun o güzel canı bir an olsun acımasa… Bekliyoruz, umutla, sabırsızlıkla, göğsümüzde kocaman bir değirmen taşıyla bekliyoruz… Sabaha kadar gözümü kırpmadan bekliyorum başında. Ve sonraki iki hafta boyunca onun kaldığı muayene odasını mesken tutup yanından hiç ayrılmıyorum.

Her geçen gün biraz daha kendini topluyor ve iki hafta sonunda onu taburcu edip evimize getiriyoruz. Salonda, onun yatağının hemen yanındaki koltuğa kuruyorum bu kez de yatağımı. Bu sefer bir gün gibi hızlı, koca bir ay geçiyor. Maya şimdi çok daha iyi ama hala ayağa kalkamıyor. Durumu belirsiz, umut çok az. Sızılı bir tevekkül içinde bekliyoruz şimdi de. Bir umudumuz var hala. Bir çocuğun kar yağsın da okullar tatil olsun diye beklemesi gibi mesela… Zaman zaman umutlarımız tükense de, kendi içimizdeki uçurumlardan düşsek de, o dayandığı sürece biz de dayanacağız.

Maya Sick 02Bütün canlılar en çok bebekken ve uyurken masum, savunmasız ve huzurlu görünüyorlar sanırım. Yanımda bir tüy yumağı uyuyor, 45 gündür. Yine hep uyuduğu şekliyle. Onun uykudan uyanıp heyecanla birden ayaklandığı anları özlüyorum. Gözlerimi onun gibi kapatmak ve açtığımda onu tekrar koşarken görmek istiyorum. Gözümde yaş, kalbimde ince bir sızı var. Bunları yazarken hafifçe iç çektiğimde hemen gözlerini açıp bana bakıyor. Ağladığımı ondan gizlemek için başımı çeviriyorum. Günler bu sıralar böyle geçiyor. Onun tekrar ayağa kalkacağı günün inancı ve özlemiyle yaşıyorum. Dilimde küçükken babamın bana çok sık söylediği ve en sevdiğim şarkı : ‘Bir küçücük aslancık varmış. Kırlarda koşar oynarmış. Bir küçücük aslancık varmış. Babası onu pek çok severmiş…’
Yine ayağa kalkıp, kırlarda koşacak mısın benim küçük aslanım ?…..

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

5 responses to “Bir Küçücük Aslancık Varmış…

  1. Özgür’cüğüm , Maya ‘ya sevgin onu hayata bağlayacak eminim bundan . O çok şanslı bir evlat çünkü “babası onu çok seviyor ” ve gerçekten babasının “can” ı olmuş . Bu her varlığın sahip olamayacağı birşey , insan yavrusunun bile.

    Yasemin

  2. Sevgili Ozgur
    Cam kiriklari gonlune cok nadir de olsa aldiklari isigi renklere ayirip aydinliklarini yansitsinlar senin essiz ruhuna !
    Sevgiyle kal canim oglum.
    Gunsan

  3. Özgür,
    İçim paralandı yine, ağlaya ağlaya helak olmak istiyorum. Dün bir nörolog arkadaş bir lezyonun iyileşip iyileşmeyeceğini tam söyleyebilmek için bir yıl geçmesi gerektiğini söyledi. İlk aklıma gelen şey Maya ve umut oldu. Bir de Yalçın beyin bu hayvanların omurilik basılarına daha hassas oldukları bilgisi olmasa :((

  4. Icim sizladi, Benzer seyler yasadim, cok kereler, bogazimda dugumlendi yaziniz. Yazmakla iyi etmissiniz, benim gibi icinizde kalmamis. Cok da guzel yazmissiniz. Maya’nin sizi hissederek huzurlu oldugunu dusunuyorum, umarim yakinda bir mucize olur.

  5. bi kere daha sevdim sizi ❤ şimdi durumu nedir?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s