Gergedanların Çığlıkları

GergedanHani bazen kocaman bir sarmala dönüşür ya hayat, işte tam da öyle bir andayım. Kendi sağlığım için kilo vermem, hane sağlığım için bahçeli bir ev bulmam, felçli köpeğimin sürünen bir problemden, en azından bir köpek kimliğine geri dönüşebilmesi için bir şeyler yapmam ve bütün bunları yapacak parayı kazanabilmem için de şu anda karşımda olanca asık suratıyla oturan yabancıya tahammül etmem gerekiyor.
Ve tabi bir de bütün bunları yaparken ‘iyi’ olmalı, veya olamıyorsam bile en azından öyle görünmeliyim. Göründüğüm gibi olamasam bile, en azından olduğum gibi görünmemeliyim. Çünkü en basitinden, sevgili ailem başta olmak üzere bu blogun bile onlarca takipçisi var ve şu anda bu satırları okumak onları derin bir endişeye sevk ediyor. ‘İyi misin ?‘ diye soruyorlar hemen kaygıyla.
Bu sabahki halimi görünce ‘İyi görünmüyorsun, seni merak ettim.’ diyen bir arkadaşıma ‘İyi olmadığımdan öyle görünüyorumdur.’ cevabını vermem hoş olmadı örneğin. Onun kaygısını daha da arttırdı bu durum.
Çünkü iyi olmak bir gereklilik, kötü olmak endişe sebebi.

Oysa ben kendimi toprağa gömüp bir çiçek olmak istiyorum tam da şu anda. En azından dikkatsiz birinin üzerime basma ya da o yazın çok kurak geçmesi sonucu susuz kalma tehlikesinden başka bir şey düşünmem gerekmediği bir boyutta olabilmek…
Kendimi yorgun hissediyorum ve sanırım hayat insanı genelde yoruyor. Yani eskiden de yorardı aslında ama galiba büyüdükçe daha çok yoruyor. Ve zaman geçtikçe tahammül ettiğimiz şeylerin sayısı sevdiklerimizi kat kat aşıyor gibi geliyor bana nedense. Belki de bu tahammül duvarlarını kendimiz örüyoruzdur çevremize, bilmiyorum. Ama öyleyse bile bunu nasıl yaptığımı ve nasıl yapmayabileceğimi de bilmiyorum. Böyle olunca da zaten dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor insan. Daha çok para kazanmak uğruna ruh sağlığımızı bozuncaya kadar çalışıp, sonra bozulan sağlığımızı düzeltmesi için psikiyatristlere ve ilaçlara çuvalla paralar ödemek ne kadar da anlamlı. Yumurta tavuk ikilemi gibi. Sarmaldan bir türlü çıkamıyor insan. Ve bir süre sonra sarmalın kendisine dönüşüyor.

Sonra ben bir gece vakti evimde, televizyon karşısında, dişlerini sökmek için öldürülen gergedanlara çığlık çığlığa ağlarken buluyorum kendimi. Hani, gergedanları sevmediğimden değil elbette ama sanki çığlıklarını bu kadar duymasam daha iyi olacak gibi. Bu kadar duymak yoruyor çünkü. İşte sonra da bir gergedandan, eski bir şarkıdan, kırılan bir vazodan dışarı taşıveriyor insanın ‘iyi’ görünmek adına içine gömdüğü hüznü…
Hava kurşun gibi ağır ve tüm kulaklar sağırken, biraz kulağımın üzerine yatabilmek istiyorum, gergedanların çığlıkları hiç kesilmiyor…..

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

3 responses to “Gergedanların Çığlıkları

  1. Gergedanların çığlıklarını duyabildiğin ölçüde insansın…Diğer her şey hepimizin başında, yorgunuz çoğu zaman depresifiz ve bunu göstermemek için çaba sarf ediyoruz. Olabilir, hepimiz aynı gemideyiz… Topraktan toprağa doğru bir yolda biraz keyif alabilirsen ne mutlu sana. Tutun hayatına…

  2. “Göründüğüm gibi olamasam bile, en azından olduğum gibi görünmemeliyim.” vecizesi çok hoş geldi. Bizde öğretim üyelerinin bir kısmına atfedilen “Zaten geç geldik, bari erken gidelim” deyişini hatırlattı. Seninkinde “olmak” ve “görünmek” yalnızca sana bağlı olduğundan daha anlamlı. Sözün düz halinde yani “ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” deyişinde bunu dikte eden bir dış merkez var sanki. Kişinin olduğu gibi görünmediğine nasıl karar veriyor? “Ne olduğunu” nereden biliyor da olduğu gibi görünmediğini varsayıp olduğu gibi görünme tavsiyesi veriyor?? Gecenin bir vakti yarın Kaan hocayı dinleyecek olmak beni böyle zırvalattı galiba. Hayatın insanı yorması meselesi çok doğru ve olağan. Baltalı ilah gibi konuşayım: Aksi halde insanlar ölüme hazırlanamazdı. (Kaan Öktem hocam ölüm çalışıyor da :)) Senden elli, altmış yıl sonra gerçekten yaşamayı başarmış insanların bir kısmı galiba “yeter bu kadar” haline geliyor.
    “Tahammül duvarları” ve “daha çok para kazanmak uğruna” çok anahtar sözcükler. Hafiften iç geçirip “hayat..” diye başlayan hamasi bir söyleme dalmak gibi gereksiz eylem yapmayacağım. İnsanların yüzlerine endişeli gözlerle bakıp “iyi misin” demeyi, her dakika şöyle ya da böyle göründüğüyle ilgili yorum yapmayı da hiç sevmem ve sahtekarca buluyorum. Bunun cevabı “sana ne” çünkü. Ayrıca bizim gibilerin endişelenecek neyi olabilir ki??

  3. ” Bu kadar duymak yoruyor çünkü”…duyma desemmmm, olmuyor – her yanımız duymayan veya duymamayı tercih edenlerle dolu. Yaşamak buysa, evet yaşıyoruz…duyarak, ağlayarak hatta kanayarak. Allah ömür verse de sizi 10-15 sene sonra halâ okumak şansım olabilse – çok güzel bir insanın oluşumunu takip etmek heyecan verici 🙂 sevgiler

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s