Cehennemin Dibine Gömsünler Sizi…

Buradayiz AhparigBahar mezarına gömsünler sizi, yaz mezarına gömsünler sizi…
Dilimde bu dizelerle hıçkırarak ağlıyorum son bir saattir. Aynı şarkının kaçıncı tekrarını dinlediğimi bilmiyorum artık…
Oysa sinirlerimi hiç bozmayacaktım ben bugün. Bahçemle ilgilenecektim, toprağa dokunacaktım, bahçemizdeki direnen dikondraların arasındaki ayrık otlarını ayıklayacaktım. Hani haftanın beş günü boyunca beton yığınları, bilgisayar ekranları, telefonlar, mesajlar, e-postalar ve trafiğin içinde yaşadığımız azabın detoksuymuşcasına toprağa değecekti ya ellerim…
Velakin izin vermiyor memleket bir gün bile nefes almaya.

Dün ‘İnternet sansürüne hayır’ mitingi vardı, gitmedim ben. Eşim katıldı. Sansüre eyvallah dediğimden değil. Bugünse aramızdan ayrılalı tam yedi yıl olan sevgili Hrant Dink’i anma yürüyüşü, ben yine gitmedim. Ailemizin başkaldırıdan sorumlu kadrolu üyesi olarak eşim katıldı yine. Ve evet, insanların sırf etnik kökenlerinden dolayı sokak ortasında sırtından vurulmalarını umursamadığımdan da değil… Yalnızca yoruldum. İçinde yaşamaya mahkum edildiğimiz bu zindanda artık her günümüz, gecemiz, saatimiz ve dakikamızın acı, nefret, isyan ve gözyaşı ile dolu olmasından yoruldum. Ve yarın sabah tekrar aynı tüketen girdabın içine girmeden önce bir gün olsun toprağa dokunmak istedim. Çok mu ?
Çokmuş…

Berkin ElvanÖyle bir sarmalın içinde yaşıyoruz ki, önce kendimizin ve ardından çevremizdeki herkesin tüm benliğiyle politize olmasını bir zorunluluk olarak görüyoruz. Dahası kızıyoruz zamane gençliğinin apolitize olmasına, ve sonra gözyaşları içinde bir sevinçle karşılıyoruz onları Gezi’de en ön saflarda gördüğümüzde.
Oysa hayat da akıp geçiyor bir yandan ve sevmek de var bu hayatın içinde, gözümüzdeki yaşları ekmek almaya giderken bir gaz kapsülüyle vurulan ve tam 217 gündür uykuda olan 16 yaşındaki Berkin Elvan için değil, 16 yaşında yaşadığımız ilk aşk acısı için dökmek var belki… Hani insan boğulabilir yalnız kendini düşünmekten ama insan belki boğulabilir yalnız yaşamaya mahkum edildiği acıları da düşünmekten…
Oysa bir çiçeği düşünürken ürpermek de var bu hayatın içinde, fırından taze çıkmış bir ekmeğin ilk yudumunu koparmanın verdiği mutluluk da var. Bir sokak kedisinin önünde saatlerce sabırla bekleyip, sonunda size güvenip başını ellerinizin şefkatli okşayışlarına teslim etmesinin verdiği sonsuz huzuru yaşamak da var.
Belki ayakkabı kutularına doldurduğunuz milyonlarda hiç gözümüz yok, belki dostlarla içilen bir kadeh rakı, bir sabah kahvesi ve gevrek bir simiti ufalarken üzerinden dökülen susamları masadan parmak uçlarımızla toplayıp ağzımıza atmanın verdiği mutluluğa tavız biz…

Ali Ismail KorkmazBiliyorum, o bitmek bilmeyen hırsınız ve açgözlülüğünüzle hep daha da fazlasına sahip olmak için gözü dönmüş bir biçimde saldıracaksınız hanelerimize. Ama en azından güvercinlerimizi vurmasanız ? Milyon dolarlar sizin olsun, en azından mısır ekmeğinin kokusunu bıraksanız bize ?
Biliyorum, o akıl almaz cehaletiniz ve hoyratlığınızla iyiye ve güzele dair ne varsa söküp atacaksınız da, en azından çiçeklerimizi koparmasanız, çocuklarımıza tecavüz etmeseniz, köpeklerimizi zehirlemeseniz ? Hani hastalanınca korku içinde kapısına dayandığınız doktorlarımızı pompalı tüfeklerle delik deşik etmeseniz, gençlerimizi asmasanız, avukatlarımızı, öğrencilerimizi yerlerde sürüklemeseniz, öğretmenlerimizi, memurlarımızı gaza boğmasanız ?
Biliyorum, bir kez bile sevmediniz gülünce gözlerinde güller açan 17’lik bir genç kızı, bir kez bile bütün dünyayı unutarak sevişmediniz, bir kez bile bakıp da içlenmediniz bir gün batımına, baharda tomurcuklanan erik ağacına ama hani en azından izin verseniz de, bizim gençlerimiz el ele, diz dize bakıp içlenseler o sizin hiçbir akşam göremediğiniz gün batımına… Bıraksanız da aynı kitabın satırlarının altını çizseler, aynı şiirin aynı dizesini aynı anda söyleyip şaşkınlıkla birbirlerine sarılsalar, bıraksanız da sevseler dünyayı, hayatı, aşkı…
Milyon dolarlarınız sizin olsun, bıraksanız da yalnızca boğazımızda yumru, gözümüzde bir damla yaş olmadan dokunabilsek toprağa…

Deniz, Yusuf, Hüseyin, yapraklar gibi buluştunuzdu, kokular gibi seviştinizdi. Bahar mezarına gömsünler sizi…
Nazım, Ahmet, Yılmaz, ilk kezmiş gibi buluştunuzdu, son kezmiş gibi seviştinizdi. Yaz mezarına gömsünler sizi…
Çetin, Uğur, Hrant, salkımlar gibi buluştunuzdu, ağılar gibi seviştinizdi. Güz mezarına gömsünler sizi…
Ethem, Abdullah, Ali İsmail, sokaklar gibi buluştunuzdu, çarşılar gibi seviştinizdi. Kış mezarına gömsünler sizi…

Ve ey yasakların, kahpeliğin ve soygunların koruyucuları !
Cehennemin dibine gömsünler sizi !…

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s