Oy ver ! Lütfen…

HamakBirçoğumuzun iltica edecek ülke aradığı bu günlerde aynı soruyu kendime sürekli sorup duruyorum. Her seferinde de cevabım farklı oluyor, bir türlü karar veremiyorum.
İçinde bulunduğumuz şartlardan sıyrılıp bambaşka bir coğrafyada yaşama imkanımız olsa gerçekten sonsuz ve kalıcı mutluluğa erişebilir miyiz ? Veya bir başka deyişle, şu anda bizim en çok hayalini kurduğumuz yerde (Miami sahili, Karayipler, Maldiv adaları, İsviçre’de bir dağ evi, kısaca sizin için yeryüzü cenneti neresiyse orası) yaşayan insanların hiçbir derdi yok mu gerçekten ? Sürekli gülümseyerek sallanıyorlar mı hamakta ?

Sanmıyorum…
İnsanoğlu kendi içinde sürekli değişen, dinamik dengeleri olan bir varlık. Bir hayli de bencil ve egosantrik. Bu nedenle herhangi bir kimseyi en çok bulunmak istediği yere alıp yerleştirseniz de, bir süre sonra mutsuz olacağı birşeyler bulacaktır. Bulamazsa da uyduracaktır ki, bu sanırım en zararlı durum. Çünkü gerçek bir sorununuz olduğunda onunla savaşacak ve yenecek cesaret ve motivasyonu da oluşturuyorsunuz içinizde. Ama sorunu kendiniz uydurduysanız, ya da yaygın bir deyişle rahat kıçınıza battıysa, o zaman kendi uydurduğunuz bu sorunun çözümü de pek kolay gelmiyor, kronik depresyona doğru akıyor hayat.
Bu nedenle diyorum ki kendime; Uganda’ya, Kanada’ya veya bilmem nereye kaçmayı planlamanın alemi yok. Nasılsa orada da mutsuz olacak birşeyler bulacaksın. İyisi mi kır dizini, dön cepheye yüzünü ve savaşmaya devam et. En azından burada gerçek bir sorunla uğraşıyorsun… Bu birinci cevabım.

İkinci cevabımsa, konformist refleksimin kendini korumak ve kendi varoluşuna geçerlik kazandırmak için birinci cevabı uydurmuş olduğu. Yani aslında cesaret edip basıp gidebilsem bu sefil ülkeden, çok daha mutlu olacağım. Ama işte bir türlü kendi konfor alanımdan çıkmaya cesaret edemediğim için böyle gerekçeler uyduruyorum.
38 yıldır kalmayı deniyorum, neye benzediğini iyi kötü anlamış olmalıyım. Ancak bir türlü gitmeyi denememiş olduğumdan bu sorunun cevabını bulabilmek de şimdilik pek mümkün görünmüyor.

Muhtemelen özellikle son bir senedir birçoğunuzun zihnini kurcalayan bir soru bu. Yaşadığımız bu coğrafyada, savaşlar görmüş büyükdedelerimiz, karneyle ekmek kuyruğuna girmiş dedelerimiz ve darbeler yaşamış babalarımızın çektiği sıkıntılardan hiç de altta kalmayacak bir yorgunluk ve gerginlik yaşıyoruz çünkü uzun zamandır.
Bir ayağı Balkanlar üzerinden batıya, diğeri Orta Asya üzerinden doğuya uzanan, binlerce yıllık bir dünya imparatorluğunun mirası olan bu mozaiğin içinde yaşamak bizler için hem bir armağan, hem de bir lanet sanki. Üzerine bastığımız her bir karış toprak parçasının altındaki her katmanda farklı bir uygarlığın izleri olan, bugün bile Kürt, Ermeni, Laz, Çerkez, Zaza ve daha onlarca farklı etnik kökene, dile, dine ve kültür mirasına evsahipliği yapan bu topraklarda hiç bu kadar azalmamıştık. Renklerimizi hiç bu kadar yitirmemiş, hiç bu kadar mecbur edilmemiştik siyah-beyaz gözlüklerle dünyaya bakmaya. Ve tabi hiç bu kadar baskılanmamıştık, acımasız yasaklar altında hiç bu kadar hapsolmamıştık kendi küçük gündemimize…

Care Sarigulİşte tam da bu nedenle aslında değişik düşüncelere, hayat görüşlerine, siyasi fikirlere sahip milyonlarca insanın, gökkuşağının içindeki onca rengin ‘Ya AKP, ya CHP’ ya da ‘Ya özgürlük, ya diktatörlük’ seçimini yapmaya zorlanmalarının ne kadar ağır bir travma olduğunu en iyi anlamamız gereken noktadayız.
Bugün hepimizi birer bilgisayar korsanına dönüştüren yasaklar karşısında ancak teknolojik imkanları kullanmayı başarabilenlerimizin kendine yer bulabildiği sosyal medya üzerinde Levent Kırca’ya ya da Sırrı Süreyya Önder’e seçimlerden çekilme çağrısı yapmak ve hatta bu şartlar altında seçime girmenin demokrasiye ihanetle eşdeğer olduğunu söyleyebilecek noktaya gelmek, bu ülke gençliğinin zeka dolu mizahının en canlı örneği olan Şafak Başgan’a bile ‘oy böleceği için’  içten içe kızıyor olmak ne kadar acı.
Farkında mısınız, demokrasiye ulaşabilmek için anti-demokratik davranmalarını istiyoruz çevremizden. Diyoruz ki onlara, eğer çok sesli demokrasi isteyen bir İstanbulluysan oyunu Sarıgül’e vermek zorundasın. Diğer illerde de durum bundan farklı değil. Mevcut iktidara karşı kazanma ihtimali kalmış yalnızca iki partiden birini desteklemelerini istiyoruz bu çok sesli insanlardan.
Üzerine bastığımız her bir karış toprak parçasının altındaki her katmanda farklı bir uygarlığın izleri olan, bugün bile Kürt, Ermeni, Laz, Çerkez, Zaza ve daha onlarca farklı etnik kökene, dile, dine ve kültür mirasına evsahipliği yapan bu toprakların insanlarını bu kadar dar bir alana sıkıştırıyoruz. Yaşadıkları ruh sıkışmasını duymadığınızı söylemeyin, ne olur.

KinÖte yandan tam da bu noktada duruyoruz aslında. İstanbulluların Sırrı Abi’sinin Gezi’de dozerlerin önüne dikilebilmiş olması, Berkin’in cenaze kortejine acımazsıca saldırmak için en azından cansız bedeni toprağa verilinceye kadar beklenmiş olması, Hrant’ın katillerinin bulunmasından çoktan ümidi kestik de, en azından mezarının hala yerinde duruyor olması, Gezi’de öldürülen çocuklarımızın sayısının halen tek haneli, son bir yıl içinde tecavüze uğrayan ve öldürülen kadınlarımızın sayısının da halen üç haneli sayılarla ifade ediliyor olması elimizde kalan son ayrıcalıklar…
31 Mart sabahı yeni bir Türkiye’ye uyanamadığımız takdirde kanlı elleriyle tam da kapısında bekledikleri kırkıncı odamıza girecekler, kendilerinden olmayan hiçbir canlıya yaşam hakkı bırakmayacaklar,  bırakın çocuklarımızı, ölülerimizi bile koruyamayacağız. Farkında mısınız ?…

Lenin & CHPYıllarca CHP’yi köhne, elitist, ulusalcı, dar görüşlü olmakla eleştirmiş, hatta suçlamış biri olarak aslında bunları değiştirmek için hiç de çaba göstermediğimi fark ettim, geçen hafta sandık gönüllüsü olmak üzere katıldığım toplantılarında. Çünkü orada farklı görüşten yüzlerce insan gördüm. Kontrolü almaya gelmişlerdi, gelmiştik. Ve ağır ellerimizi toprağa basıp doğrulmaya çalışıyorduk birlikte.
O yüzden sevgili Umut Sarıkaya’nın karikatüründeki soruya kendi cevabımı veriyorum : CHP’ye ver !
Bu bezirgan saltanatına, bu zulme dur demek istiyorsan bu seçimde baskılara ve yasaklara hayır de, oyunu CHP’ye ver. Eğer CHP’yi beğenmiyorsan, ulusalcı, elitist, fazla Kemalist, köhne, dar görüşlü vs. olduğunu düşünüyorsan, o zaman gel birlikte değiştirelim. Ya da inandığın, savunduğun hangi parti, lider, oluşum varsa onun yanında ol. Sesini yükselt, fikrini savun !
Ama önce elini uzat ve en temel hakkımız olan özgürlüğümüzü birlikte kazanalım.

Hayatımızda bir kez olsun ilkeli mağlup değil, gururlu galip olalım. 30 Mart gecesi Gezi’de bir kez daha çadırlar kurup, şarkılar söyleyebilmemizin tek koşulunun mevcut diktatörlükten kurtulmamız olduğunun farkındasın, değil mi ?
Çünkü ne özgürlük, ne solculuk, ne din, ne bayrak, ne de bu ülke kimsenin tekelinde değil. Bunların hepsi bizim.
Beğenmiyorsak küsmeyeceğiz, birlikte değiştireceğiz. ‘Gezi çok güzeldi.’ diyenler; gelin. Bu son fırsatı değerlendirin.
Sen olmazsan yapamayız, siz gelmezseniz yapamayız.
Çok doğru, hatasız ve kusursuz bir siyasi oluşum olduğu için değil, bizi bu zulümden kurtarabilecek en güçlü aday ve değişime, yenilenmeye ve çok sesliliğe açık bir parti olduğu için oylar CHP’ye… Maalesef bu seçim bir tercihler bütünü değil, özgür yaşam veya sivil dikta arasında yapacağımız bir tercih bu.
Hep o eski güzel günleri anıp, ‘Gezi ne kadar da güzeldi.’ diye iç çekeceğinize, gelin o yeryüzü cennetini birlikte kuralım, kalıcı olarak.
Ama önce elini uzat ve en temel hakkımız olan özgürlüğümüzü birlikte kazanalım.

Bırakın Uganda’yı, Kanada’yı falan. Dünyanın en güzel coğrafyalarından biri olan bu ülke bizim. Gelin onu geri kazanalım, gelin bize zorla taktıkları ve yüzümüze bir türlü oturmayan o siyah-beyaz at gözlüklerini fırlatıp atalım, merdivenleri boyayalım, şarkılar söyleyelim, binlerce yıldır Türk, Kürt, Ermeni, Alevi, Sünni ve daha yüzlerce rengimizle aslında hep kardeş olduğumuzu bir kez daha hatırlayalım.
Ama önce elini uzat ve en temel hakkımız olan özgürlüğümüzü birlikte kazanalım.

OY VER ! LÜTFEN…

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

3 responses to “Oy ver ! Lütfen…

  1. Defne Kanatli

    Kalemine saglik yine Ozgurcum..

  2. Ah, yürekli, güzel çocuk, seni geç tanıdım ama iyi ki varsın, yazmaya devam :)) Lütfen :==

  3. Geçen seneki seçimle ilgili bundan önceki yazınıza yaptığım yorumun bir devamı bu. Bu sene de bir anlık umutlanmanın ardından eski hazin tablo ile yine başbaşayız. Bu konulardaki görüşüm açık. Karşımızdakiler aslında aptal da değil, bilinçsiz de. Kafalarının bulunduğu çağın gereğini yapıyorlar. Bu ülkeye, hatta genel olarak Müslüman dünyasına çağımızda yaşıyor gibi bakmayın. Fas’tan Endonezya’ya kadar İslam coğrafyası Ortaçağ’dadır. Türkiye’nin aslında İran’dan, Afganistan’dan, Somali’den inanın hiçbir farkı yoktur. Bir bakın: şu “Şeriat” dediğimiz hukuk sistemi ve Engizisyon mahkemeleri arasında bir fark var mı? Cennet tapuları dağıtılıyor, al sana mis gibi endüljans kağıdı. Tabi ki dünya değişiyor. Şu anda Türkiye reform döneminde bir Avrupa ülkesi gibi. Hakimiyetini paylaştırdığı Magna Carta’sıyla Yurtsuz John ve dini reformu ile Martin Luther’in bir karışımıdır Atatürk mesela. Biz “laik kesim Türk müslümanları” da gayet protestanlar gibiyizdir. %35 kadarımız reforme olmuş. İslam dini açısından bakarsanız müslüman bile değiliz. En fazla deist olabiliriz. Ben bunu farkettiğimden ve tesettür denen o iğrenç adaletsizliği de sindiremediğimden dolayı artık bir dine inanmayı bıraktım. Sadece tanrı inancım var, deistim. Neyse konuyu dağıtmayacak olursak içinde bulunduğumuz kitle: dinin daha insancıl bir yorumu olan Alevilerden, görünürde müslüman ama aslında deist olan “laik kesim Türk müslümanları” (daha önceki yazıya binaen “Beyaz Türkler” de denebilir ama tam karşılamıyor) ve dinsizler. Yaklaşık olarak ülkenin %35’ini karşılayan bu insanların karşısında kim var? Ülkenin %50 kadarı IŞİD, Taliban gibileriyle aynı siyasi görüşe (İslamcılık) sahip bağnaz bir kitle bir de onu temsil eden partinin her şekilde destekleyicisi, biraz ırki Kürt nefretleri sebebi ile ayrı bir partiye veren başka ve ülkenin %10 küsurunu oluşturan ve özünde o malum %50’den çok farkı olmayan başka bir kitle. Belki Fransız protestanları Huguenotların Fransa nüfusuna olan oranından fazla olabiliriz ama neticede savaşa girersek bizi tükürükle boğar, kılçığımızla yutarlar. Magna Carta 1215’te yazıldı, Martin Luther ise deklarasyonunu 1517’de yazdı. Luther ve daha ziyade Calvin’in ardından giden Huguenot’ların boğazlandığı St Barthelemy katliamı ise 1572’de oldu. Eğer bizim reformumuzun başlngıç tarihi olan 1923 Cumhuriyet kuruluşunu 1517’deki Martin Luther deklarasyonu’na sabitlersek, şu anda dünyanın geri kalanının çoğunun yaşadığı çağa ancak 498 yıl sonra, yani 2421 yılında ulaşabileceğimizi tahmin ediyorum…en erken. O zamana kadar tabi ki kaderimiz Huguenot’lar gibi kaçmak olacaktır. Yalnız kendi St Barthelemy’mizi halen yaşamadık Luther deklarasyonu ile St Barthelemy katliamı arasında 55 yıl var, bizim 92, neredeyse 2 katı. İyi dayanmışız diyebilirim.

    Benim fikrim bu ayrılığın isteğe bağlı değil mecburi olacağı. Zira karşımızdakiler bize karşı cihat anlayışı ile çalışıyor. Bir gün malum uzun boylu şahıs “%50’sine” emrettiği zaman ne yapacağız? Tamam bizim de elimiz armut toplamaz da, sonuçta sayı ve kararlılık olarak yenilgi muhakkak. Kapalı annelerin açık kızlarını yastıkla boğacaklarını dahi öngörmekteyim. Tabi bunun sonunda sonuç aynen Huguenot’ların kurtulabilen kısmının Fransa’dan ayrılıp Hollanda, Almanya, İngiltere, Amerika ve İskandinavya’ya kaçmaları gibi olacaktır. Ya da daha yakın bir örnek verecek olursak Vietnamlı “boat people” mültecileri, hatta şimdi gördüğümüz Suriyeli’ler gibi. Pratik olarak mümkün değil ama keşke Türkiye’nin laik kesiminin sayısını belirleyebilsek ve hep beraber birkaç kuru yük gemisi veya tanker ayarlayıp buradan ayrılabilsek. Diğer müslüman ülkelerden kaçan aynı durumdaki insanları da yardım ederek özgürlük ve güvenliğe taşıyabiliriz belki hatta. Ama maalesef bu mümkün değil. İş, eş ayarlayabilen buradan ayrılacak, kalanların bir kısmı katledilecek, kurtulanlar botlarla aynen Suriyeliler gibi Yunan adalarına gitmeye çalışacak, belki birçoğu boğulacak. Maalesef kaçınılmaz sonumuz bu.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s