Fıtrat Falan Filan…

SomaMemlekette bir günde 300 kişi öldü. Resmi olarak ilan edilen dışında – o da artık ne demekse – ortada yas falan yok. Herkes delirmenin eşiğinde. Ölüsüne ağlayan insanlara polis biber gazı sıkıyor, başbakan linç edilmekten zor kurtularak sığındığı bir markette, her saniye yanında taşıdığı ordusuna duyduğu sonsuz güven ve halkına duyduğu sonsuz nefretle vatandaşı yumrukluyor. Artık ülkece çok farklı bir faza geçmiş olduğumuzun farkında mısınız ?…
Yıllardır halkın apolitik olmasından yakınan tüm aydınlarımız ve bizler artık sevinçten her yerimize kına yakabiliriz. Yediden yetmişe politize bir ulus olduk çok şükür. Dünya üzerinde, sokaktaki her vatandaşının istisnasız olarak her gün ‘politika’ sözcüğünü cümle içinde kullandığı başka bir millet olduğunu sanmıyorum.

Eskiden, çok da eski değil, 15-20 yıl öncesine kadar ortak insani değerlerimiz vardı bizim. Aynı coğrafya üzerinde uzun yıllar birlikte yaşayan insanların, zaman içerisinde ortak bir payda oluşturmaları son derece normaldir. Millet olmanın temelini oluşturur bu olgu ve kimseye de bir zararı yoktur aslına bakarsanız.
Günlük hayatımızdan en basit örneklerle konuşacak olursak, milli takım maç kazandığı zaman herkes sevinir, ülkenin herhangi bir yerinde birileri öldüğü zaman herkes üzülür. Tosun Paşa’ya güler, Süper Baba’da ağlarız biz. Ve bugün adını andığımda bile hemen liberal aydınlarımızın ağız dolusu bir ‘ulusalcı’ yaftasını yapıştıracağı ay yıldızlı al bayrak, bize evimizi anımsatır(dı).
Siyah beyaz TRT yayınının her akşam kapanışında okunan İstiklal Marşı sırasında, televizyon karşısında saygı duruşunda bekleyen bir çocuktum ben ve kimsenin bundan dolayı bana ‘militarist’ yada ‘darbeci’ dediğini hatırlamam. ‘İstiklal Marşı okunurken put gibi dikilecek değilim.’ diyen öngörülü devlet büyüklerimiz de yoktu o yıllarda.
Gerçekten de ne kadar apolitikmişiz o zamanlar ve ne kadar insan. Şimdi bir o kadar çok politiğiz ve bir o kadar az insan…

Yetmedi7.4 yetmedi mi ?
İnsanın, en basit insani reflekslerini yitirecek ölçüde politize ve polarize olması apayrı bir faz, bunun farkına varalım. Bundan sonra sky is the limit…
Ama bu ilk değil, sadece her geçen gün daha da pervasızca ortaya saçılıyor. Marmara depremi sonrası ‘7.4 yetmedi mi ?’ pankartı açan türbanlı kardeşimizi (???) hatırlayalım. Yüzündeki nur, sizin de içinizi aydınlatmıyor mu ?
Doğalgaz sızıntısızından zehirlenerek hayatını kaybeden öğrencilerin ardından ‘Valla evde kızlı erkekli kalınıyormuş. Bir de üstleri çıplakmış diyollaaa. Artık Allah’ın takdiri…’ açıklamalarını da unutmayalım.
Adım adım geldik bugüne, o yüzden bugün Berkin’in ‘zaten Alevi’ olması, 3 yaşındaki Pamir’in babasının ‘Gezi’ci’ olması, hükümeti yıpratmak için Ali İsmail’i arkadaşlarının öldürmüş olabileceği, ortalığa dökülen onca yolsuzluk ses kayıtlarının ‘nedense tam da seçimden önce’ yayınlanmış olması, CHP Soma ile ilgili meclis önergesi verdikten 20 gün sonra bir anda bu elim kazanın (???) gerçekleşmiş olması ve bütün bunların zamanlamasının ‘çok manidar’ olması sizi şaşırtmasın. Bu noktaya bir günde gelmedik. İnsanlık bilinci bir günde yitirilmedi bu ülkede.
Bugün artık bir gün içinde 3 haneli rakamlar düzeyinde ölen insanların bile ‘hükümeti yıpratmak için tezgahlanmış bir komplo’ olabileceğinin iddia edilmesi, bu ülkede artık politik ve bencil reflekslerin, insani refleksleri açıkça geride bıraktığının bir göstergesidir, başka bir şey değil.
Dinin, cehalet ve riyakarlıkla oluşturduğu korkunç sentezdir bu. Koka Kola reklamındaki gibi bize özgü sempatik bir deyimle karşılayacak olursak, hayırlara vesile olsun inşallah…

Dün internette bir video izledim, metroda Soma faciasını protesto etmek isteyen bir vatandaşa karşı vagondaki herkesin bir olup saldırmalarını gösteren. Hani kendim izlemiş olmasam, ‘Yok artık’ diyebilirdim belki halen ama gözümle görüp, kulağımla işittim inanın.
‘Yazıklar olsun sana.’ diyor birisi amcaya. ‘Ölen insanların üzerinden bile siyaset yapıyorsun, edepsiz. Türkiye’de 30 yıldır maden kazaları oluyor, şimdi mi aklına geldi protesto etmek ?’
Kazaya 19. yüzyıldan referanslar veren başbakanın açıklamasına ne kadar da benziyor, öyle değil mi ?
Ardından bir diğeri hemen atlıyor ortaya. ‘Eskiden bu metroya mı binebiliyordun, Marmaray’a mı binebiliyordun nankör ?’ diye böğürüyor amcanın suratına doğru. Söylem tanıdık geldi mi ?…
Amca 60’lı yaşlarda olmasa orada linç edilmesi işten bile değil ama hala büyüklere saygı refleksi silinmemiş demek ki özümüzden. Ama onun da değişmesi yakındır, demedi demeyin.

MadenciÇizme mi, sedye mi, yoksa ben mi ?
Sosyal medyada yoğun gündem oluşturan bir başka konu da, madenden yaralı çıkartılarak ambulansa konulan bir işçinin ‘Çizmelerimi çıkarayım mı ? Sedye kirlenmesin.’ sözleri…
Büyük bir duygu patlaması yarattı bu sözler. ‘Canım işçi kardeşim, senin çizmelerin bu ülkedeki en temiz şey.’ diye cevap verdik bu işçi kardeşimize gözyaşları içinde.
Oysa ben yine farklı bir bakış açısından bakmak istiyorum bu olaya da. Çünkü insanına, kendini sedyeden daha değersiz görmeyi öğretmiş bir toplumun kendine sorması gereken vahim sorular vardır.
Birkaç saat önce ölümden dönmüş, yanında yöresindeki onlarca arkadaşını kaybetmiş ve bir dakika önce göçükten çıkarılarak ambulansa konmuş olan bir insandan beklenen en insancıl ve doğal tepki isyandır. O işçi ambulans görevlilerinden başlayıp, başbakana kadar uzanan sinkaflı bir küfür sallamış olsaydı belki daha umutlu ve şevkatli olabilirdim ancak unutulmamalıdır ki, insanlar travma anlarında bilinç altlarındaki refleksif benliğe, yani özlerine dönerler. Ve yaşadığı o tarifsiz şoktan sonra bile hala sedyenin – ki sedye bu noktada açıkça devleti simgelemektedir – kirlenmesinden endişe eden o işçi kardeşiniz, çok büyük bir ihtimalle geçtiğimiz seçimlerde tercihini ‘bir kez daha’ mevcut iktidardan yana kullanmıştır.
O yüzdendir ki, bekasını kendi canından bile önemli gördüğü kutlu devletinin onun için göndermiş olduğu ambulans için minnettar ve devlet malı olan sedyeyi kirletmekten de bir hayli endişelidir. Bir başka deyişle, sizin uğruna sokaklara çıkıp gaz ve tazyikli su yediğiniz işçi kardeşinizdir zaten bugün hepimizin içinde yaşadığı koşulları oluşturan.
Yani bunca lafın kısası, ‘Kabahat senin… Demeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim…’ deseniz, çok daha anlamlı olacaktır aslında.

Binaenaleyh, fazla üzülmenin, çok üzerinde durmanın, Allah’ın takdiri olan bu elim kazayı fırsat bilip devletimizi yıpratmaya çalışanların eline koz vermenin lüzumu yok. Zaten İngiltere’de de, Fransa’da da böyle olaylar oluyor. Fıtrat falan filan… Dik dur eğilme, marketler seninle…

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

2 responses to “Fıtrat Falan Filan…

  1. Bugün TRT’nin bir videosunu izledim, bu işçi kardeşimizle yapılan bir röportaj…sevgili Özgür, bu yazıyı yazdığında onu görmüş olabileceğini sanmıyorum ve, onun için öngörünü kutluyorum. Keşke TRT o söyleşiyi yapmasaydı da bizler romantik çıkarımızla başbaşa kalsaydık – ne güzeldir rüyalar 😦 Tebrik ve teşekkürler…

  2. Çok yerinde gözlemler. Son dönemlerde TC bana birkaç terabayt veriyi işlemden geçirmeye çalışan yirmi yıllık bir bilgisayar gibi görünüyor. Muhakeme yetisi çok az gelişmiş, biçim esaslı düz mantıkla düşünmeye alışmış bir topluma dört bir yandan bin türlü enformasyon yağıyor ve ülke, tıpkı işin içinden bir türlü çıkamayan bilgisayar gibi, durmadan ısınıyor (öfke ve şiddet). Sapla samanın bu ölçüde birbirine karıştığı bir dönem hiç olmadı. Eskiden veri bu miktarda ve çeşitlilikte olmazdı, arada bir ısınma olursa da ordu gelip bir kısım veriyi çöpe atar, aleti bir süre “sleep”e koyardı, artık o da olamıyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s