Boy Verenlerin Boyu Devrilsin

Boy Verme Oy Ver‘Yetmez ama evet’ saçmalığından sonra Türk siyaset tarihine yeni bir trajikomik slogan daha eklendi Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ; ‘Boy verme, koyverme, boşverme, oy ver !’

Seçim öncesi sosyal medyada sıklıkla gördüğüm iletiler hemen hemen hep aynı yöndeydi :
‘Oy vermeyecek olanlar sakın sonradan ağlamasın.’
‘Eğer oy vermiyorsan, o zaman çıkan sonuçtan şikayet etmeyeceksin.’
‘Bugün oy vermeyen, yarın hiç konuşmasın.’
Hatta daha da ileri gidip, oy vermeyenleri vatan hainliğiyle suçlayanlar, eşşek gibi oy vermek zorunda olduğumuzu dikte edenler, bugün geldiğimiz noktanın sorumlusunun oy verenler değil, vermeyenler olduğunu öğretenlerle doldu çevremiz. Herkeste bir buyurganlık, gerginlik, tahammülsüzlük, bugün bulunduğumuz ve hiç de memnun olmadığımız bu durumun bir suçlusunu arama çabası içindeydi herkes. Seçim katılım oranının %75’de kalmasıyla birlikte de hemen o suçlu bulunuverdi ; tatilciler !
Boyları devrilsindi o boy verenlerin, hep onların yüzünden olmuştu. Hatta hemen ileri matematik bilgisi de devreye sokulup, oy vermeyen bilmemkaç milyon kişinin bilmem kaçta kaçı oy vermiş olsa, şimdi balkonda başka biri olacaktı da, artık o oy vermeyenler bir yerlerine kına yakabilirdi de vs. vs.

Ancak çok değil, daha 5 ay önce %90 düzeyine oluşan seçim katılım oranının bu seçimde neden birdenbire bu kadar dramatik bir şekilde düştüğünü ya da balkona o başka biri çıksa neyin değişeceğini sorgulamak kimsenin aklına gelmedi. Aslında geldi de, herşeyi çok iyi bilen aydın vatandaşlarımız hemen bunun da nedenini buldular. Oy vermeyenler ya tatilde boy veriyorlardı, ya yılgınlıktan koyveriyorlardı, ya da güzel ülkemizin geleceğini hiç umursamayıp boşveriyorlardı.

Tayyip’e karşı Mecburiyettin…
Kimsenin aklına gelmedi, düne kadar adını hiç duymamış olduğumuz, Türkiye’de bile yaşamayan ve bir İslam alimi olan bir kişinin, Türkiye muhalefetinin, seküler İslam iktidarına karşı alternatif çatı adayı olarak bizlere sunulmuş olmasının yanlışlığına tepki gösteriliyor olabileceği.
Kimsenin aklına gelmedi, onca yıldır aynı köhnelikte devam eden ve bugünkü iktidarın dayandığı temel kolonların ta kendisi olan muhalefetin ‘Biz daha iyisini önünüze sununcaya kadar en iyisi bu !’ ya da ‘Önünüze ne koyarsak onu yiyeceksiniz.’ şeklindeki, özünde son derece anti-demokratik ve dayatmacı olan bu tutumun artık çoktan iflas etmiş olduğu.

Dikkate değer ifadeler duydum çevremdeki birçok kişiden. ‘İstemedikleri erkeklerle zorla evlendirilen kadınların ne hissettiklerini şimdi çok daha iyi anlıyorum.’ diyen bir arkadaşım vardı.
‘Ben sanki isteyerek mi Ekmeleddin’e oy veriyorum ?’ diyen bir başka dostum. Hatta işi daha da ileri götürüp, ‘Beni Ekmeleddin’e oy vermek zorunda bırakmalarının bir karşılığı olmalı.’ diyeni bile duydum.
Aynı kişiler, çok değil, 5 ay öncesinde de ‘Biz sanki Sarıgül’ü çok mu seviyoruz da, oy veriyoruz ?’ diye soruyorlardı. Demokratik bir parlamenter düzende yaşadığımızı düşündüğümüz bir ülkede, istemediğimiz bir adayı yöneticimiz olarak seçmeyi öneriyorduk bir kez daha birbirimize, bunun bir işe yaramadığını tam 9 kez görmüş olmamıza rağmen… Özrü de kabahatinden büyüktü ve yine aynıydı; ‘Çünkü Ekmeleddin’e oy vermezsen Tayyip gelir ! O zaman da rejim falan tamamen elden gider, demokrasi kalmaz, şeriat gelir.’

Demokrasi mi ? Hani nerede ?

Oysa Türkiye gibi, farklılık açısından son derece zengin siyasi görüş, etnik grup ve yaşam biçiminden insanın yaşadığı bir ülkede demokratik parlamenter sistemin iktidar ve karşıtı şeklinde ikiye ayrılmış olması, bir başka deyişle ABD’de olduğu gibi Cumhuriyetçiler ve Demokratlar şeklinde 2 tercihe indirgenmesi zaten demokrasinin çoktan bitmiş olduğunu gösterir ve son derece sağlıksız sonuçlara gebedir. Bugünkü iktidar destekçileri çeşitli sebeplerle iktidarın devamı konusunda fikir ve karar birliğine varabiliyorken, karşıtlarının son derece farklı profillerdeki kişilerden oluşması, iktidarın her seçimde aynı kutupta birleşmesine ve karşıtlarının da çeşitli kutuplarda ayrılmalarına neden olur.
Bu sonucu son yerel seçimde bir kez daha çok net olarak görmüş olmamıza rağmen, muhalefet partilerinin iktidara karşı alternatif bir başka iktidar tercihi sunmak yerine, seçmenlerinden bir kez daha iktidara karşı kim olursa olsun düşüncesiyle oy vermelerini istemeleri ve hiç de şaşırtıcı olmayan bu sonucu yorumlayan demeçlerinde hala ‘Hırsızı Cumhurbaşkanı olarak seçiyorsanız, bu sonuç size müstehaktır.’ şeklindeki halkı suçlayan konuşmaları artık trajikomik bile değil, düpedüz trajiktir.
Hele ki bugün muhalefet partisi liderlerinden birinin, seçim sonucunun suçunu oy vermeyenlere yüklemesi saygısızlıktan öte, bu ülke vatandaşlarına karşı terbiyesizliktir.
Tabi işin daha da kötüsü, muhalefetin çatı adayına oy vererek, büyük bir iç huzuru içinde seçim sonuçlarını bekleyen ilerici, aydın, eğitimli vatandaşlarımızın, muhalefet partisi liderlerinin seçim sonucu yorumlarını izledikten sonra bile, hala onlarla aynı nakaratı söylemeleri, yani tüm suçu oy vermeyip, boy verenlere yüklemeleridir.

Great vs GoodGood is the enemy of great
‘Yetmez ama evet’çilere ağzına geleni söyleyen bu arkadaşlarımızın, bugün ‘Mecburen Ekmeleddin’ demeleri son derece komiktir aslında, çünkü bana sorarsanız bu iki düşüncenin birbirinden hiç bir farkı yoktur. ‘Good is the enemy of great’ şeklinde çok sevdiğim bir söz vardır, insanların iyi ile yetinmelerinin onları mükemmele ulaşmaktan alıkoyduğunu söyleyen. Hele ki bugün Türkiye’de geldiğimiz nokta; kötünün, berbattan iyi olduğu düşüncesinin insanlara empoze edilmeye çalışılmasıdır ki, bu da bizi yokuş aşağı tepetaklak yuvarlanmaktan asla kurtaramaz.
Türkiye parlamenter muhalefetinin kendine ait hiç bir söylemi bulunmaması ve tüm stratejisini yalnızca iktidar karşıtlığı üzerine kurması, bugünkü iktidarın temeline son derece güçlü bir kolon olmaktan öteye gidemez. İktidarın bu stratejiye karşı ‘Meyve veren ağaç taşlanır.’ demekten başka yapması gereken hiç bir şey yoktur ve zaten 12 yıldır da yalnızca bunu yapmaktadır.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde iktidarın adayına karşı gerçek bir alternatif söylemi olan tek aday Selahattin Demirtaş’tır ve zaten çıkan sonuçlarda ciddi miktarda bir seçmenin de berbata karşı kötü‘yü seçmek yerine en azından gerçek bir davası olan adayı tercih ettiklerini görüyoruz.

Bugünkü seçim sonucunu oy vermeyenlere yükleyen aydın vatandaşlarımıza karşı benim kontra iddiam şu olacaktır : 12 yıllık iktidara karşı hala Kılıçdaroğlu, hala Bahçeli, hala seçmeni mecburen oy vermeye zorlayan köhne muhalefet partilerine isyan etmek ve artık yeni ve gerçek bir alternatif çözümü istemek yerine tepkinizi hala oy vermeyenlere yöneltiyor ve bu sonucun onlar yüzünden olduğuna inanıyorsanız, bilin ki bu sonucun mimarı ve bu düzenin devamının bekası sizlersiniz.
Madem bu blog bir tartışma forumuna dönüştü, hodri meydan !

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

One response to “Boy Verenlerin Boyu Devrilsin

  1. Bu iş böyle herkesi kucaklayarak ne yazık ki olacak birşey değil. Rakamsal bir durum. Benzer ekonomik duruma (orta – yukarı orta direk civarı) sahip kişilerin sayısı defalarca yapılan yakın zamanlı seçimlerle çok net anlaşıldı sanırım. Demokrasi de sayıya baktığı için şimdilik didinmenin lüzumu yok. Sayısal üstünlük sağlanamayacağı için tatilcilere de takılmamak lazım fazla.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s