Şaka

Bugün 1 Nisan. Çocukluğumdan bugüne dair bana kalan ve en net hatırladığım anı, her sene 1 Nisan sabahının erken saatlerinde annemin babamı sarsarak uyandırması, ‘Çabuk kalk, çocuk servisi kaçırdı, senin okula bırakman lazım, bugün de sınavı vardı.’ demesi ve babamın telaş içinde yataktan fırlayarak, aceleyle giyinmeye çalıştığı sırada benim üzerimde ilkokul önlüğüm, sırtımda çantam ve elimde beslenme çantamla ortaya çıkıp ‘ 1 Nisaaaaaaaan’ diye bağırışım…
Babam her yıl aynı numarayı yutardı, ya da benim mutlu olmam için yutmuş gibi yapardı, bilmiyorum. Ama her yıl aynı neşeyi hiç eksilmeden hissettiğimi çok net hatırlıyorum.

Bahsettiğim dönem 80’li yıllar. Hani şu Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden biri. O dönemin karanlığından aklımda kalan bir detay ise, evimizde bulunan ve kasetçiden (Cabir Plak) doldurtulmuş kasetlerin Ajda Pekkan, Boney M, Cem Karaca, Melike Demirağ, Edip Akbayram, Zülfü Livaneli ve Barış Manço ile sınırlı olması, benim 6-7 yaşlarında bir çocuk olarak nedense Melike’yi Barış Manço’dan daha çok seviyor olmam ve babamın bir oto teybini iki tane cılız kolona bağlayarak oluşturduğu, o günün koşullarında bana mucize gibi görünen ses sistemimizde sürekli en yüksek seste Melike dinlerken annemin koşarak odaya girmesi ve panik halinde açık olan pencereyi kapatması. Pencerenin açık olmasının ve dışarıya ses gitmesinin annemi neden bu kadar çok korkuttuğuna anlam veremezdim o zamanlar. Komşuların bizi şikayet etmesinden çekindiğini düşünürdüm ama bu şikayetin gürültüden çok daha derin ve tehlikeli bir sebebi olabileceğini uzun yıllar sonra anlayacaktım.

Life Is BeatifulHayat Güzeldir
Bugün geriye dönüp baktığımda ailemin beni o dönemin karanlığından sakınmak için olağanüstü bir çaba göstermiş olduğunu görüyorum. Tüm o korku, şiddet ve karanlığın içinde ben 1 Nisan şakalarını bu kadar net hatırlıyorsam, demek ki bunda başarılı da olmuşlar.
Hayat Güzeldir filmindeki gibi bir mizansenin oynandığı evlerde büyüdük birçoğumuz o yıllarda. Ve nasıl bir kara kaderse bu artık, bugün bizler çocuklarımızı karanlıktan sakınmak için aynı dehşetli çabayı gösteriyoruz.
814.578 kilometre karelik dev bir tiyatro sahnesine dönüşen bu ülke artık tümüyle büyük ve densiz bir şakaya benziyor.  Acı olansa ne bizler bir tiyatrodayız, ne de yaşadıklarımız birer şaka…

Birer birer, biner biner ölürüz…
Ne çok ölüyoruz, farkında mısınız ? Ne büyük bir hızla eksiliyoruz… Hani o şarkıdaki gibi ; ‘Birer birer, biner biner ölürüz. Yana yana, döne döne yine geliriz. Biz dostu da, düşmanı da elbet biliriz. Vurulup düşenler darda kalmasın…’
Analar evlatlarını, oğullar babalarını gömmeye yetişemiyor artık. Bir kan denizinde yaşıyoruz, farkında mısınız ?
Adıyaman’da ailesi tarafından diri diri toprağa gömülen 16 yaşındaki Medine’yi hatırlıyor musunuz ? Soma’da ekmek parası için girdikleri madende cansız bedenleri üzerine beton dökülen işçileri  ? Ali İsmail’e atılan son tekme canlanıyor mu gözünüzde, Özgecan’ın çığlıklarını duyuyor musunuz ? Asansör hızla düşmeye başladığında, artık ömrünün son saniyelerini yaşamakta olduğunu ne zaman anlar insan ? Ekmek almaya çıkıp ölüme gitmek kimin fıtratında vardır ?…
Anımsıyor musunuz vatana ihanetten tutuklanmayı kendine yediremeyip intihar eden yarbayı ? Hani şu aslında hepimizin (???) kandırıldığı ve bugün aslında kumpas olduğu açıklanıp, bütün sanıklarının beraat ettiği dava. Hani en yetkili devlet büyüklerinin bizzat davanın hakimi, savcısı olduğu, karşı görüşte olanlarınsa tek elden darbeci diye yaftalandığı o günleri anımsıyor musunuz ?
Bazı kullanışlı ahmaklar her nasılsa kandırılıp, bazıları da susarken ne çok yuvaya ateş düştüğünün farkında mısınız ?

Black TearsGaflet mi, delalet mi ?
Artık gaflet uykusundan uyanma fazını falan çoktan geçtik, artık korkumuzdan sinme fazındayız.
Zira artık kanıksadığımız bir tiyatro oyununda emniyet güçlerinin açtığı ateşle öldürülen bir savcının, başbakan tarafından şehit ilan edilmesi, ne trajik, ne de komiktir. Bu artık korkunçtur. Yaşanan bu son olay, bu ülkede gencinden yaşlısına, işçisinden savcısına herkesin hayatının, iktidarı korumak uğruna kolayca harcanabileceği anlamına gelmektedir çünkü. Artık her birimiz her an hayatımızı kaybedebileceğimiz bir ülkede yaşıyoruz.
‘Ben etliye, sütlüye karışmam, bir olay görsem kafamı çeviririm, zaten hiç bir şeyden haberim yok.’ demek sizi kurtarmayacak. Mahalle yanarken su taşıyan da ölecek, saçını tarayan da.
Sırf Cumhurbaşkanı ‘Operasyon başarılı olmuştur.’ açıklamasını yapabilsin diye çoktan hayatını kaybetmiş bir insanı 1,5 saat boyunca müdahale yapma palavrasıyla bekletip, bir de utanmadan bu yalanı televizyon ekranlarından anlatan hastane başhekiminin bu davranışının altında yatan sebep yandaşlık ya da yaranmak değildir, bu başlı başına korkudur artık.
Korkuyoruz, çünkü karşımızda iktidarını korumak için önüne çıkan herkesi tereddüt etmeden öldürebilen soğukkanlı bir katil var. 78 milyon, bir elden nasıl bir canavar yarattığımızın farkında mısınız ?

Bugün 1 Nisan. Dilerim hepiniz, aynı anne ve babalarımızın bize yaptığı gibi sakınırsınız çocuklarınızı bu korkunç karanlıktan ve yüzlerini güldürecek şakalar yaparsınız onlara.
Bugün 1 Nisan. Arkadaşlarıyla kartopu oynadığı sırada, mahalledeki bir esnaf tarafından bıçaklanan ve ölmeden önce ağzından son olarak ‘Lütfen bu bir şaka olsun.’ sözleri dökülen genç gazeteciyi hatırlıyor musunuz ?…

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

5 responses to “Şaka

  1. Kendi kendime itiraf etmekten çekindiğimi net olarak yazdığınız için teşekkürler…

  2. hayatimda okudugum en etkileyici yazilardan biri, hislere boylesine tercuman, icimizdeki aciya boylesine ayna, ofkemize boylesine yoldas. Nefesin ve kalemin sag olsun, hani olmaz ya, cumlemiz adina bir dilek de eksik kalmasin, bu gaflet, bu hiyanet, bu siddet son bulsun.

  3. 80 doğumlu biri olarak bizim kuşağın niye “böyle” olduğunu soranlara hep şöyle derdim:annelerimizin karnında korktuk, yetmedi, korku dolu sütlerini içtik göğüslerinden. gece gece seni okuyup bunu hatırlayınca gülümsedim mi ağladım mı ben de bilemedim. sevgiler.

  4. Nergis Erdoğan

    Özgür, yine edebi ve duygusal yanı çarpıcı yazılarından birisini, sonuncusunu okudum. Okurken biryandan ürperdim, öte yandan önlüklü ilkokul çocuğunun 1 Nisan şakası anısına güldüm. Yani yazın “Her şey güzel olacak” gibiydi.
    Bu günle ilgili izlenimlerine katılmamak mümkün değil. Bir farkla ki ben dünyanın hiç bir döneminin “asude” olduğunu düşünmüyorum. Hangi dönemde yaşamayı tercih ederdin elinde olsa? Avcı toplayıcı dönemde otuzlu yaşlarını bulmadan ölmeyi mi? Köleci dönemde köle çoğunluğunda olma olasılığın epeyce yüksekti muhtemelen. Orta çağda kilisenin korkunç baskıları ve izlemi altında yakılmakla, asılmakla dolu bir yaşam mı? Yeni çağın insanları üçer beşer değil milyonlarla öldüren savaşlarında mı? Asıl sorun insanın özünde galiba. Hepimizin karanlık yüzlerimiz var hangi koşullarda neler yapabileceğimiz meçhul. Nietsche ne demiş “insanın olduğu her yerde bir güç istemi vardır”… İşte onu bin bir güçlük ve savaşla “Yüzüklerin Efendisi’ndeki” gibi dağın ardındaki ateşe atamadıkça bunlar sürecek yeryüzünde bence. Romanın kendisini okurken insan iliklerine kadar hissediyor o “güç” istemini ve çevredeki güce tapan “Gollum’ları”
    Hatta bütün dünyanın hemen her dönemde bir “Deney” filminden ibaret olduğunu düşünüyorum. Burada gardiyanlar tarafında mıyız, mahkumlar tarafında mı? Bir grup insan hep mahkumu oynuyor nedense, diğerleri de gardiyanı. Taraf değiştirmek mümkün mü ve bir şeyi değiştirir mi? Muhtemelen değiştirir. Mehmet Küçük’ün değil RTE’nin oğlu olarak doğsan (!) ne olurdu acaba? Verilen ya da içine doğduğumuz rolü mü oynuyoruz, yoksa gerçek anlamda bir tercih var mı hayatta?
    Her zamanki ben olayı sardırdım yine. Eline sağlık yazı için. Aslında sadece son dört kelimeyi yazacaktım. Diğerlerini görmezden de gelebilirsin. Bu arada çoktandır görmedim ve özledim seni.
    Nergis

  5. Adamsınadam.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s