Safınız Belli Olsun

Toplumların asırlar boyunca medeniyet adı altında ortak yaşam temellerini köklü bir gelişim ve değişimden geçirmelerinin bir sebebi var.
İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, bu konuda ahkam kesmek benim haddim değil. Ama bir sebebi var, orası kesin. Özetle demişler ki; güçlünün hakkını değil, haklının gücünü hakim kılalım. Haklı neye göre tayin edilecek peki ? Bunun için de yasalar çıkarmışlar, kurallar koymuşlar, denetleyiciler, yasamacılar ve yargıçlar tayin etmişler.
Öncelikli olarak her canlının eşit şartlarda yaşama hakkını, sonrasında barınma, sağlık, eğitim gibi diğer haklarını sağlamak ve korumak için…

Bu bir seçim. Yani bir toplumun kendini tamamen başıboş bırakması, dolayısıyla güçlünün hakkının hakim olması, ya da toplumun belirli kurallar ve yasalar çerçevesinde haklının gücünü hakim kılması bir tercih. Dediğim gibi; iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, orasını ben bilemem. Ama dünyada bu tercihi değişim ve gelişim yönünde yapmış olan toplumların refah seviyesinin, diğerlerinin çok üzerinde olduğunu söyleyebiliriz.

Tercihini kanunsuzluktan yana kullanan toplumlarda olaylar daha farklı işliyor. Örneğin, gelişmiş bir toplumda bir kadını güpegündüz, sokak ortasında, hem de on yaşındaki çocuğunun gözleri önünde, defalarca bıçaklayarak öldüremezsiniz. Hak var, hukuk var, Berlin’de hakimler var…
Ama Kırıkkale’de yok. O yüzden eğer Kırıkkale’de yaşıyorsanız, eski karınıza sinirlenip, yanınızda gezdirdiğiniz (!!!) bıçakla kendisine vurabilirsiniz.

‘Beni sinirlendirince, yanımda gezdirdiğim bıçakla kendisine vurdum.’ 
‘Bir an gözüm dönünce elimdeki bıçağı gelişigüzel salladım.’ 
‘Tepemi attırınca belimdeki tabancayı çekip ateş ettim, kaç el olduğunu hatırlamıyorum.’

Eğer Türkiye’de yaşıyorsanız, gönül rahatlığıyla bu eylemleri gerçekleştirebilir, karakol ve mahkemede de bu cümlelerle kendinizi savunabilirsiniz. Kravat takmanız ne kadar iyi bir insan olduğunuzu göstermeniz ve olası bir cezadan kurtulmanız için yeterli olacaktır, zira toplum olarak medeniyetle olan bağımız kravatla sınırlıdır.

İnsan, dünya üzerindeki en tehlikeli ve zararlı canlı türü. Tüm dünya nüfusunun tamamen kendi haline bırakılması halinde, gezegenin sonunu çok kısa bir zaman içinde getirecekleri kuşkusuz. Kaldı ki, daha çok yakın bir zaman öncesine kadar yaşanan dünya savaşları, kitlesel soykırımlar, atom bombaları ve nükleer silahları düşünürsek, dünyamızın halen çok ciddi bir tehlike altında olduğunu söyleyebiliriz.
Çünkü insan bencil. Hem de öyle ki; bırakın dünya üzerinde yaşayan diğer canlıları, kendi ırkını bile düşünmüyor. Kendini düşünüyor, önce ve yalnızca kendini !!!
Toplumların, kendisini sınırlayan bunca yasa ve kural koyması da bence tam da bu yüzden. Gelin bu paragrafı aklımızın bir köşesine koyup, okumaya devam edelim.

TokatBurası Tokat. Erbaa’dan Tokat’a giden bir öğretmen, ormanlık bir alanın yanından geçerken, ormandaki ağaçların bu şekilde oyulduğunu görüyor ve fotoğraflarını çekerek durumu yetkililere bildiriyor.
Daha sonra bu ağaçların, bölgede mangal yapan kişiler tarafından, çıra olarak kullanılmak üzere oyulduğu ortaya çıkıyor. Birkaç tane ağaç değil, bütün orman bu şekilde katledilmiş.
‘Mangal yakacaktık, çıra lazımdı. Ne yapsaydık ?’
Haklı, değil mi ? Bence de…

Oradan bir başka güzide ilimiz olan Manisa’ya geçelim. Manisa’nın Alaşehir ilçesindeki bir çekirdeksiz üzüm üreticisi daha fazla ürün almak, ürün ağırlığını maksimize etmek ve sentetik olarak glikoz ile tatlandırılmış üzüm elde etmek için tarlaya dehşet verici ölçülerde tarım ilacı, damla sulama içine katılmış glikoz şurubu ve çeşitli kimyasallar basıyor durmaksızın. Hani şu sizin pazarda gördüğünüz, pazarcıların ‘Ablacıııım, bunlar üzüm değil, şeker, bal.’ diye sattıkları üzümler var ya, tam da gerçeği söylüyorlar aslında. Onlar üzüm değil, sentetik glikoz.
Ama hikayenin çarpıcı olan kısmı farklı. Bu üreticinin kızı aynen şöyle diyor; ‘Evet, benim babam sağlıksız tarım yapıyor. Bunun nelere sebep olacağını da çok iyi biliyor ama babam aslında çok iyi bir insandır, çünkü bütün bunları beni okutmak için yapıyor.’
Haklı değil mi ? Bence de…

İşte herkes kendi hakkına kendi karar versin derseniz, böyle oluyor. Birileri gelip altın var diye Kaz Dağları’nın altını oyuyor, diğeri trafikte bana yol vermedi, sinirlendim deyip karşısındakini vuruyor, bir başkası nesli tükenmekte olan Akdeniz Foku’nu tüfekle vurup öldürüyor… Güçlü erkek (???) kendinden daha güçsüz erkekleri, ona gücü yetmiyorsa kadınları, ona da yetmiyorsa çocukları, hiç bir şey yapamazsa sokaktaki kediyi öldürüyor. Güçlü olan topyekün ormanı katlediyor, ona gücü yetmeyen tuttuğu ağacın dalını kırıyor…
Ne demiştik yukarıda ? Çünkü kendini düşünüyor, önce ve yalnızca kendini !!!

Bu bir seçim, ve eğer sizin toplumunuz seçimini hukuksuzluktan yana kullandıysa, o zaman ya valizinizi toplayıp gelişmiş bir ülkeye yerleşeceksiniz, ya da kendi bireysel tercihinizi güçlünün hakkından değil, haklının gücünden yana kullanacaksınız.
O yüzden aldığınız her nefeste, bu dünyayı paylaştığımız diğer canlıların haklarına saygı göstermeye, hatta onların haklarını korumaya özen gösterin.
Kitleleri peşinizden sürüklemeye gücünüz yetmese bile, en azından kendi üzerinize düşeni yapmış olursunuz. Hiç olmazsa safınız belli olur…

ÖZGÜR KÜÇÜK
ozgurkucuk76@gmail.com

Advertisements

2 responses to “Safınız Belli Olsun

  1. Defne Kanatli

    Ve yine hislerime tercüman olmuşsun Özgür Küçük .. Kalemine sağlık 👏🏻

  2. Senin farkındalık seviyenle bu ülkede yaşamak azap be oğlum😔

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s