Category Archives: 2015 – 2016

Güvendiğim Dağlara Kar Yağdı, Gönlümün Efendisi Yarınlara Kaldı…

“Bu alçak pusuyu kuran şerefsiz hainlerin aşağılık saldırısını lanetle kınıyoruz. Yaptıkları yanlarına kalmayacak, misliyle karşılık vereceğiz, ölenlere rahmet, kalanlara sabır, yaralılara şifa niyaz ederiz, süpaneke dinimiz amin.”

Son dönemde en çok duyduğumuz sözcükleri bir cümlede toparlamaya çalışınca ortaya böyle bir lanet kakafonisi çıkıyor….
Devlet erkinin en başarılı olduğu konu kınama ve lanetleme. Bunun ötesinde güvenlik, istihbarat, adalet gibi konularda muhtelif dış mihraklara muhtacız milletçe. Continue reading

Advertisements

Beddua

Can DundarBu fotoğrafa iyi bakın, çünkü siz bu adamı içeri attınız. Üç aylık esaretin ardından, parmaklıklar arasından çıkar çıkmaz köpeğine sarılan, saçları beyazlamış bu adamı demir parmaklıklar ardına tıktınız siz. Karanlığınız devam etsin diye. Sarıldığınız tek şey para balyalarınız, inşaat demirleriniz, betonlarınız, arabalarınız, evleriniz, altınlarınız olduğu için, köpeğine sımsıkı sarılan bu adamı beton duvarlar ardına yolladınız. Ne kokmuş karanlığınız varmış, lanet olsun ! Continue reading

Ne Kadar Değişmemişsin Türkiye…

Uzun zamandır bu blogda kendi çapında birşeyler karalayan bir insan evladı olarak bundan 1,5 yıl önce, Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra yazdığım Seçim ve Ötesi başlıklı yazımın bu kadar beğenilmesini açıkçası beklemiyordum. Yazıya olan ilgi birkaç gün içinde çığ gibi büyümüş, bir hafta sonunda yüzbinlerce kişi tarafından okunup, onbinlerce kişi tarafından sosyal medyada paylaşılmış, akabinde bir dergide de yayınlanmıştı.
Bir anda küçük çaplı bir fenomene dönüşmemin ardından, benim açımdan, hem internetin ne kadar güçlü bir araç olduğunu, hem de insanların karşıt fikirlere karşı ne kadar tahammülsüz ve ne kadar kutuplaşmış olduğunu gözlemlediğim bir tecrübe olmuştu o yazı.

O günden beri 1,5 yıl ve 3 seçim daha geçirdik. Bugün tarihin aynı şekilde tekerrür etmesinin ardından bir kez daha benzer şeyleri yazmak açıkçası içimden gelmemişti benim.
Ancak eski yazımın tekrar gündeme yerleştiğini birkaç farklı kişiden duyduktan sonra siteye baktığımda, yalnızca bugün içinde yazının 50,000 kişi tarafından okunmasını karmaşık duygularla karşıladım. Yazdığım bir yazının bir kez daha geniş bir kesim tarafından ilgi görmüş olmasına sevineyim mi, yoksa 1,5 yıldır ülkede hiç bir şeyin değişmemiş olmasına üzüleyim mi, bilemedim. Continue reading

Pal Sokağı Çocukları

Tam iki sene olmuş. Koskoca iki sene ya da yalnızca iki sene. Zamanın görecesi bir andan bir ömre doğru hızla değişebilen devinimlere sahip insan zihninde…
Benim için herşey birkaç ağaçla başlamadı aslında. Tamam, doğayı severim ama çevre aşkı uğruna kendimi petrol tankerlerine zincirlemişliğim yoktur. Gezi Parkı da benim için özel bir anlam taşımaz. Zaten en son üniversite yıllarımda müdavimi olduğum ve her geçen gün sosyal ve estetik dokusu giderek bozulan Beyoğlu’na artık senede en fazla birkaç kez gittiğimden, orayı en son park olarak görüp, bir sonraki gidişimde Topçu Kışlası ile karşılaşabilirdim ve muhtemelen okkalı bir küfür sallayıp geçerdim. Continue reading

Şaka

Bugün 1 Nisan. Çocukluğumdan bugüne dair bana kalan ve en net hatırladığım anı, her sene 1 Nisan sabahının erken saatlerinde annemin babamı sarsarak uyandırması, ‘Çabuk kalk, çocuk servisi kaçırdı, senin okula bırakman lazım, bugün de sınavı vardı.’ demesi ve babamın telaş içinde yataktan fırlayarak, aceleyle giyinmeye çalıştığı sırada benim üzerimde ilkokul önlüğüm, sırtımda çantam ve elimde beslenme çantamla ortaya çıkıp ‘ 1 Nisaaaaaaaan’ diye bağırışım… Continue reading

Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil…

Bu konuda yazmayacaktım aslında. Üç gündür ne elim gidiyor yazmaya, ne dilim varıyor söylemeye. Arafta bekliyorum üç gündür. Fuzuli’nin tarif ettiği gibiyim tam da… Ve sonunda razı gelmiyor gönül susmaya, ya da belki de yazarak içimdeki bu acıdan kurtulabiliyorum ancak. Herkesin hayattaki acılarla baş etmek için bir yöntemi var kendince…

Ozgecan AslanÖzgecan…
Özgecan Aslan, yirmi yaşında, üniversite öğrencisi. Psikoloji okuyor. Ne acı bir kader, öyle değil mi ? Hasta zihnini tedavi etmek için eğitim aldığı insan müsveddelerinin bir kısmı tarafından katlediliyor Özgecan. Belki bıraksalar, okulunu bitirebilse, çalışabilse tedavi edecek onları ve belki ne ona, ne de bir başkasına bunları yap(a)mayacaklar. Kendisiyle birlikte potansiyel tehlike altındaki yüzlerce, binlerce insanı daha kurtarmış olacak belki. Ama izin vermiyorlar, kaderin örgüsü kötülükten yana gelişiyor bir kez daha. Zaman bir kez daha kötülükten yana kırılıyor…
Onunla ilgili pek az şey biliyoruz aslında, bildiklerimiz aşağı yukarı bu yazdıklarımdan ibaret. Bir gün sonra Sevgililer Günü’nde çiçekler alacağı bir sevgilisi var mıydı, arkadaşlarının aralarında onu çağırdıkları lakabı neydi, hangi yemekleri seviyordu, hiç aşık olmuş muydu, hayalleri neydi, peki ya hayalkırıklıkları ?… Bilmiyoruz ve artık hiç öğrenemeyeceğiz. Onun için bir yarın yok çünkü artık. Continue reading

Cumhuriyet’in Divası’nın Ardından…

Muzeyyen SenarMüzeyyen Senar bugün, 97 yaşında aramızdan ayrıldı. Dile kolay, asırlık diyebileceğimiz bir ömür. Hani artık her an beklenen ama yine de geldiğinde insanı üzüntüye boğan, kahreden, üzücü haberlerden birini aldık bu sabah. Continue reading

Hiddetli Çaresizlik

PulitzersDünyada çok fazla kötülük var. Çok fazla kötülük var memlekette. Benim ya da ortalama bir başka insanın taşıyabileceğinden çok daha fazla. Eskiden de bu kadar çok muydu, yoksa yıllar geçtikçe mi arttı, ya da biz mi yaşımız ilerledikçe daha çok duyar hale geldik, bilmiyorum.
Belki eskiden de sokaklara atılıyordu hayvanlar, çocuklara tecavüz ediliyordu, gazeteciler öldürülüyordu.
Belki eskiden de…
Kötülük…
Belki hep vardı, belki hep bu kadar çok… Continue reading