Içimden Geçenler…

Çok canım acıyor. Ama zamanla geçeceğini biliyorum. Acı zamanla azalıyor, hafifliyor. Geçiyor bu boğulma hissi. Bu yürek burulmaları, bu sancılar, bitiyor bu gözyaşları. Otuzdört yaşında, üniversite mezunu, beyaz yakalı bir insanın çok uluslu bir şirketin ofisinde, son teknoloji ama yasaklı bilgisayarının başında hıçkırarak ağlaması doğru değil, kabul görmüyor, yadırganıyor bu davranışlar.

Continue reading

Advertisements

Içinizdeki Umutsuzluğum Ben

Yine yağmurlu bir İstanbul akşamı. Yağmura ve bu kente aşık mıyım yoksa tutsak mıyım, ya da aslında her ikisi de aynı anlama mı geliyor, bilmiyorum. Ve her ne kadar soru işaretli ve bilmiyorum‘lu cümleler kurmaktan hoşlanmadığımı söylesem de, her ikisine de tutsağım aslında. Ya da aşık ? Kimbilir ?… Ancak yağmurlu İstanbul akşamlarında yazmak, benim için bir geleneğe dönüştü artık…

Continue reading

Bir Sigara Içimlik Öykü

Islak bir hüzün yağıyor şehre. Böyle havaları sevmiyorum. Nasıl havaları seviyorum peki ? Bilmiyorum. Bildiğim birşey var mı ? Sanırım var. Çıkışsız bir yaşamız var benim. Ve penceresiz. Ve yağmursuz…
Yağmuru sevmiyorum ama yalnızken hoşuma gidiyor altında yürümek.
Yalnızlık büyütür ama sonra çürütür diyor şarkı. Sözcükler sigara dumanına karışıyor, yüreğimi boğmak istiyorum, olmuyor. Bu sevda neden yüreğime sığmıyor benim ? Sevdanın büyüklüğünden mi yoksa yüreğimin küçüklüğünden mi ? Bilmiyorum. Ama bir yerlerde bir terslik olduğu kesin.
Seni çok seviyorum ama sen yoksun. Ya da aslında varsın ama yoksun işte. Milimetrelerse ayıran insanı… Dayanılmaz…

Continue reading

Bir Akvaryum Balığının Öyküsü

Boğuk bir çığlık duyuyorum kulaklarımda. Karanlık bir gündüz duygusu gibi. Bir akvaryum balığının okyanusu tanıması gibi. Çünkü çok dalgasızdır bir akvaryum, ne kadar büyük olsa da balıkların yürekleri…
Oysa dağlarına yürünecek bir okyanustur onları bekleyen, belki de zamansız bir meltemin getirip önlerine bırakacağı yol ayrımında…
Continue reading

Düşenlere…

Ne zaman biter bu gözyaşları, bu acı ne zaman diner, nerde başlar sevgi ? Daha ne kadar seyretmek zorundayım gözlerinde kahreden bir hüzünle yalnızlığa direnen sokak kedilerini ? Hala denizde martı ölüleri. Hala tarifsiz bir keder bu acımasız şehrin yorgun insanlarının yüzlerinde ve yine de hala bitmemiş, tükenmemiş umut… Hala acıya gülebiliyor, hala birşeylerin savaşını verebiliyor insanlar. Bense yalnızca hüzünler paylaşıyorum yıldızsız gecelerle…

Continue reading

Birileri Birşeyler Konuşuyordu Hep…

Gün yavaş yavaş ağarmaya başlamış, insanlar, herşeye rağmen ayakta, herşeye rağmen umutlu insanlar dondurucu soğua meydan okurcasına dökülmüşlerdi sokaklara. Şubat’ın ortasına gelinmişti ve bir aydır süren bu korkunç soğuk kolay kolay bırakmayacağa benziyordu bu kalabalık şehrin yorgun insanlarının yakasını.
Sanki şehrin bitmeyen pisliğini örtmek istermiş gibi büyük bir inatla yağan karın o gece nelere sahne olacağını hiç bilmeden uyandı ve penceresinden dışarı şöyle bir göz attı çocuk. Kirlenmeden kalmayı başarabilen tek şeyin kar taneleri olduğunu düşündü bir an… Bir de sevgi vardı… Peki ama o neden hiç bulamamıştı sevgiyi ?
Herneyse, bunları düşünmenin hiç de sırası değildi şimdi. ‘Sen sus’ dedi içindeki kötü çocuğa, bugün benimle birlikte gelmiyorsun. ‘İyi yaptım’ dedi sonra içindeki iyi çocuk sesiyle. Böyle bir günde onu yanıma alamazdım herhalde… Hem bugüne dek sahip olduğu birçok şeyi onun yüzünden kaybetmemiş miydi ? Bu günü de mahvetmesine göz yumamazdı. Onu evde bırakmakla çok iyi yapıyorum diye düşündü tekrar. Bugün çok güzel bir gün olacak…

Continue reading

Nereye Kadar ?

Düşüncelerimde yüzlerce soru işareti, gözlerim tavana çakılı… Ağır bir sigara dumanının yılların çelişkisini örttüğü – ya da öyle sandığımız – bir odada zaman zaman çalan telefonun bozduğu derin sessizlik, garip bir sonsuzluk duygusu…
Yalnızlığın ve hüznün betimlenmesi ; cama vuran yağmur, boş sokaklar, ürkütücü bir sessizlikte ara sıra bir coşku belli belirsiz…
Kimbilir kaçıncı kez yinelenen sorular, o kaçıp gitme isteğinin dayanılmaz dürtüsü yeniden. Bir garip boşluğun tam ortasında, yılların ağır yükü üzerimizde. Sözcükler öylesine anlamsız, kavramlar öylesine değersiz ve biz öylesine yalnızız ki bu acımasız devranda…

Continue reading

Bir Sokak Kedisine…

Sözcükler öylesine zor biraraya geliyorlar ki böyle zamanlarda, oysa nasıl da dost görünürlerdi önceleri.
Zaman, seni benden her dakika biraz daha uzaklaştıran zaman, akıp geçiyor yine pervasızca. Yüzlerce soru işareti geçiyor gözlerimin önünden, ağlıyorum… Bir büyük şehrin birbirine yabancı insanlarının arasında bir sokak kedisi kadar yalnızım. Ansızın küçük bir kuş havalanıyor penceremin önünden, umutsuz devinimlerle kanatlarını çırparak gökyüzüne. Olanca gerçekliğiyle hüzün beliriyor sokak kedilerinin gözlerinde, sen yoksun artık…

Continue reading

Cam Kırıkları

Paramparça olmuş cam kırığı yaşantılarımızın tek olumlu yönü olan çocuksu mutluluklarımızı da mı kaybetmeye başladık, yoksa gündelik hayatın her gün daha da sıradanlaşan sözcükleri ve herbiri bizi aşan onca acının arasında eski, basit, anlık neşelerimize hiç mi zaman ayıramıyoruz artık ?
Bugün 1 Nisan, kimseye şaka yapmadım…

Continue reading