Tag Archives: Ali İsmail Korkmaz

Pal Sokağı Çocukları

Tam iki sene olmuş. Koskoca iki sene ya da yalnızca iki sene. Zamanın görecesi bir andan bir ömre doğru hızla değişebilen devinimlere sahip insan zihninde…
Benim için herşey birkaç ağaçla başlamadı aslında. Tamam, doğayı severim ama çevre aşkı uğruna kendimi petrol tankerlerine zincirlemişliğim yoktur. Gezi Parkı da benim için özel bir anlam taşımaz. Zaten en son üniversite yıllarımda müdavimi olduğum ve her geçen gün sosyal ve estetik dokusu giderek bozulan Beyoğlu’na artık senede en fazla birkaç kez gittiğimden, orayı en son park olarak görüp, bir sonraki gidişimde Topçu Kışlası ile karşılaşabilirdim ve muhtemelen okkalı bir küfür sallayıp geçerdim. Continue reading

Cehennemin Dibine Gömsünler Sizi…

Buradayiz AhparigBahar mezarına gömsünler sizi, yaz mezarına gömsünler sizi…
Dilimde bu dizelerle hıçkırarak ağlıyorum son bir saattir. Aynı şarkının kaçıncı tekrarını dinlediğimi bilmiyorum artık…
Oysa sinirlerimi hiç bozmayacaktım ben bugün. Bahçemle ilgilenecektim, toprağa dokunacaktım, bahçemizdeki direnen dikondraların arasındaki ayrık otlarını ayıklayacaktım. Hani haftanın beş günü boyunca beton yığınları, bilgisayar ekranları, telefonlar, mesajlar, e-postalar ve trafiğin içinde yaşadığımız azabın detoksuymuşcasına toprağa değecekti ya ellerim…
Velakin izin vermiyor memleket bir gün bile nefes almaya. Continue reading

Bugün Benim Doğumgünüm…

TaksimBugün benim doğumgünüm… Ve artık kırklı yaşlarının eşiğinde bir adam olarak, hayat her geçen yıl biraz daha demleniyor sanki. Hani yeri geldiğinde ayakkabı kutularını bile kanıksarken, yüzgecine taş bağlanarak öldürülen Caretta’ya hala için için ağlamak gibi… Hani bir yandan süslerken evdeki yılbaşı ağacını ve izlerken televizyonda TOMA’ların üstünde patlayan havai fişekleri, ‘Sık bakalım..’ diye bağıran gençlerin arasında olmayı istemek gibi…

Hayat öyle veya böyle akıp gidiyor çünkü. Ve adına Ortadoğu denilen öyle bir gayya kuyusunda yaşıyoruz ki biz, aldığımız her nefes; yaşadığımız ve bir daha geri gelmeyecek o anın tadını çıkarmakla, bitmek bilmeyen bir isyana ortak olmak arasında sürekli değişen bir tercih bizim için. Bazen bu tercihler o kadar hızlı değişebiliyor ki, taze demlenmiş bir çaydan aldığın ilk yudumun hemen ardından az ötende patlayan bir gaz bombasıyla ayağa fırlayıp, okkalı bir küfür patlattıktan sonra kendini atabiliyorsun sokaklara. Dünyada bu tür bir yaşam biçimini kanıksamış, ya da kanıksamak zorunda kalmış milletler var, bir de bize hiç benzemeyen halklar. Hani insanlarının en büyük derdi iphone’un yeni sürümünün ne zaman satışa çıkacağı veya Noel’de hangi kostümü giyeceği gibi gündemleri olan, bizim coşkulu eğlencelerini gıptayla izlediğimiz ama yine de kendi lirik acılarımıza tercih etmediğimiz ülkeler bunlar… Continue reading