Tag Archives: seçim

Ne Kadar Değişmemişsin Türkiye…

Uzun zamandır bu blogda kendi çapında birşeyler karalayan bir insan evladı olarak bundan 1,5 yıl önce, Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra yazdığım Seçim ve Ötesi başlıklı yazımın bu kadar beğenilmesini açıkçası beklemiyordum. Yazıya olan ilgi birkaç gün içinde çığ gibi büyümüş, bir hafta sonunda yüzbinlerce kişi tarafından okunup, onbinlerce kişi tarafından sosyal medyada paylaşılmış, akabinde bir dergide de yayınlanmıştı.
Bir anda küçük çaplı bir fenomene dönüşmemin ardından, benim açımdan, hem internetin ne kadar güçlü bir araç olduğunu, hem de insanların karşıt fikirlere karşı ne kadar tahammülsüz ve ne kadar kutuplaşmış olduğunu gözlemlediğim bir tecrübe olmuştu o yazı.

O günden beri 1,5 yıl ve 3 seçim daha geçirdik. Bugün tarihin aynı şekilde tekerrür etmesinin ardından bir kez daha benzer şeyleri yazmak açıkçası içimden gelmemişti benim.
Ancak eski yazımın tekrar gündeme yerleştiğini birkaç farklı kişiden duyduktan sonra siteye baktığımda, yalnızca bugün içinde yazının 50,000 kişi tarafından okunmasını karmaşık duygularla karşıladım. Yazdığım bir yazının bir kez daha geniş bir kesim tarafından ilgi görmüş olmasına sevineyim mi, yoksa 1,5 yıldır ülkede hiç bir şeyin değişmemiş olmasına üzüleyim mi, bilemedim. Continue reading

Boy Verenlerin Boyu Devrilsin

Boy Verme Oy Ver‘Yetmez ama evet’ saçmalığından sonra Türk siyaset tarihine yeni bir trajikomik slogan daha eklendi Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ; ‘Boy verme, koyverme, boşverme, oy ver !’

Seçim öncesi sosyal medyada sıklıkla gördüğüm iletiler hemen hemen hep aynı yöndeydi :
‘Oy vermeyecek olanlar sakın sonradan ağlamasın.’
‘Eğer oy vermiyorsan, o zaman çıkan sonuçtan şikayet etmeyeceksin.’
‘Bugün oy vermeyen, yarın hiç konuşmasın.’
Hatta daha da ileri gidip, oy vermeyenleri vatan hainliğiyle suçlayanlar, eşşek gibi oy vermek zorunda olduğumuzu dikte edenler, bugün geldiğimiz noktanın sorumlusunun oy verenler değil, vermeyenler olduğunu öğretenlerle doldu çevremiz. Herkeste bir buyurganlık, gerginlik, tahammülsüzlük, bugün bulunduğumuz ve hiç de memnun olmadığımız bu durumun bir suçlusunu arama çabası içindeydi herkes. Seçim katılım oranının %75’de kalmasıyla birlikte de hemen o suçlu bulunuverdi ; tatilciler !
Boyları devrilsindi o boy verenlerin, hep onların yüzünden olmuştu. Hatta hemen ileri matematik bilgisi de devreye sokulup, oy vermeyen bilmemkaç milyon kişinin bilmem kaçta kaçı oy vermiş olsa, şimdi balkonda başka biri olacaktı da, artık o oy vermeyenler bir yerlerine kına yakabilirdi de vs. vs.

Ancak çok değil, daha 5 ay önce %90 düzeyine oluşan seçim katılım oranının bu seçimde neden birdenbire bu kadar dramatik bir şekilde düştüğünü ya da balkona o başka biri çıksa neyin değişeceğini sorgulamak kimsenin aklına gelmedi. Aslında geldi de, herşeyi çok iyi bilen aydın vatandaşlarımız hemen bunun da nedenini buldular. Oy vermeyenler ya tatilde boy veriyorlardı, ya yılgınlıktan koyveriyorlardı, ya da güzel ülkemizin geleceğini hiç umursamayıp boşveriyorlardı. Continue reading

Seçim ve Ötesi

Evet, bir seçimi daha atlattık ve bir kez daha Beyaz Türkler olarak hüsran, hayal kırıklığı ve ardından nefrete dönüşen duygu durumlarına sevk ettik kendimizi.
38 yaşında bir İstanbul’lu olarak hayatımda ilk kez gönüllü gözlemci olduğum bir seçimin ardından sizlerle gözlemlerimi ve çıkarımlarımı paylaşmak istiyorum.

ŞAŞKINLIK : Bunca yolsuzluk, tapeler, yasaklar, polis şiddeti, ölümler ve rezilliklerden sonra bu millet hala nasıl AKP’ye oy veriyor ?
Sonuçları öğrendiğimiz zaman hepimizin akıllı telefonlarımıza sarılıp, VPN üzerinden bağlandığımız sosyal medya mecralarında birbirimize sorduğumuz ilk soru buydu ve aslında cevabı da olayın kendi içinde saklıydı. Bu soruyu birbirimize soruyorduk. Kendi balonumuz içinden dışarıdaki devasa şehri ve ülkeyi göremiyorduk.
Şöyle bir paylaşıma rastladım Facebook üzerinde : ‘CHP Kadıköy’de %76, Beşiktaş’ta %72, Bakırköy’de %65 aldı. Anlayamıyorum, Büyükşehir’i nasıl oluyor da AKP kazanabiliyor ? Kesinlikle hile yapıldı, başka hiçbir açıklaması yok.’
Bunu yazan arkadaş çıkan sonuca anlam veremiyordu, haklıydı da. Çünkü İstanbul’u Nişantaşı, Bağdat Caddesi ve Bakırköy Özgürlük Meydanı’ndan ibaret sanıyordu. Şehrin ağırlıklı nüfusunun yaşadığı Bağcılar, Bahçelievler, Fatih, Gaziosmanpaşa, Pendik, Sultangazi, Sultanbeyli ve Ümraniye gibi ilçelerin içinden ona tanıdık gelen tek isim Ümraniye’ydi, çünkü orada IKEA vardı.
Arnavutköy denildiğinde aklına sadece Kuruçeşme – Bebek arasında kalan boğaz semti gelen İstanbul’lu CHP seçmeni sayısı azımsanamayacak kadar fazladır. Continue reading

Oy ver ! Lütfen…

HamakBirçoğumuzun iltica edecek ülke aradığı bu günlerde aynı soruyu kendime sürekli sorup duruyorum. Her seferinde de cevabım farklı oluyor, bir türlü karar veremiyorum.
İçinde bulunduğumuz şartlardan sıyrılıp bambaşka bir coğrafyada yaşama imkanımız olsa gerçekten sonsuz ve kalıcı mutluluğa erişebilir miyiz ? Veya bir başka deyişle, şu anda bizim en çok hayalini kurduğumuz yerde (Miami sahili, Karayipler, Maldiv adaları, İsviçre’de bir dağ evi, kısaca sizin için yeryüzü cenneti neresiyse orası) yaşayan insanların hiçbir derdi yok mu gerçekten ? Sürekli gülümseyerek sallanıyorlar mı hamakta ?

Sanmıyorum…
İnsanoğlu kendi içinde sürekli değişen, dinamik dengeleri olan bir varlık. Bir hayli de bencil ve egosantrik. Bu nedenle herhangi bir kimseyi en çok bulunmak istediği yere alıp yerleştirseniz de, bir süre sonra mutsuz olacağı birşeyler bulacaktır. Bulamazsa da uyduracaktır ki, bu sanırım en zararlı durum. Çünkü gerçek bir sorununuz olduğunda onunla savaşacak ve yenecek cesaret ve motivasyonu da oluşturuyorsunuz içinizde. Ama sorunu kendiniz uydurduysanız, ya da yaygın bir deyişle rahat kıçınıza battıysa, o zaman kendi uydurduğunuz bu sorunun çözümü de pek kolay gelmiyor, kronik depresyona doğru akıyor hayat.
Bu nedenle diyorum ki kendime; Uganda’ya, Kanada’ya veya bilmem nereye kaçmayı planlamanın alemi yok. Nasılsa orada da mutsuz olacak birşeyler bulacaksın. İyisi mi kır dizini, dön cepheye yüzünü ve savaşmaya devam et. En azından burada gerçek bir sorunla uğraşıyorsun… Bu birinci cevabım. Continue reading